Profile bak

BVTG Podcast Bülteni - Yoldaki Fosil

BVTG Podcast Bülteni
Dünyadaki savaşlar, krizler, ekonomik yıkımlar ve benzeri son gelişmeler insanoğlunun rasyonel düşünme yeteneği kazanması gerekliliğini yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Rasyonel düşünme tarzının geliştirilebilmesi ve topluma yaygınlaştırılabilmesi konusunda elimizdeki en önemli araçlar bilimsel metotlarla ilgilidir. Bilgi nasıl gelişir? nasıl çoğaltılır? nasıl kullanılır? ve benzeri sorular daha sık sorulur hale geldiğinde insanlığa dair önemli ilerlemeler mümkündür. Bilim ve teknoloji anlatmak, bilimselliğin nasıl işlediğinden bahsetmek, bunların hayata kazandırdıklarını göstermek bence çok önemli. Çünkü bu anlatılar bilgiye olan ilginin artması için motivasyon sağlayabilir. Bilimsel bilgi ile donanmış insan, rasyonel düşünmeyi başarma açısından belki de daha şanslı olabilir. Ve belki de dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için uğraşanların sayısı bir çığ gibi artar.

İnsanlık Ailesinin Soy Ağacını Çıkarmak
Oxford Universitesi'nden araştırmacilar insanlar arasındaki genetik ilişkilerin tamamının haritasını çıkarmak için büyük bir adım attılar: hepimizin atalarının izini süren tek bir soyağacı. Science dergisinde yayınlanan çalışmada birçok farklı veri tabanından gelen genom dizilerini birleştirmenin yeni bir yolunu buldular ve bu boyuttaki verileri işlemek için bir algoritma geliştirdiler. Yeni yöntem ile, birden fazla kaynaktan gelen veriler kolayca birleştirildi ve milyonlarca genom dizisini barındıracak şekilde ölçeklendi. Çalışma, 8 farklı veri tabanından alınan modern ve eski insan genomları hakkındaki verileri birleştirdi ve 215 popülasyondan toplam 3.609 ayrı genom dizisini ve yaşları 1.000 ile 100.000 yıl arasında değişen antik genomlar içeriyordu. Ortaya çıkan ağ, neredeyse 27 milyon ata içeriyordu. Bu çalışma, yeni nesil DNA dizilemesi için zemin hazırlıyor. Modern ve antik DNA örneklerinden elde edilen genom dizilerinin kalitesi arttıkça, soy ağacının dalları daha da doğru hale gelecek ve sonunda tek bir DNA dizilimi oluşturulabilecek.
Beton Geri Dönüştürebilir mi?
Beton, öğütülerek, ardından ince ve kaba malzemeleri ayırmak için elekler, çeliği çıkarmak için mıknatıslar ve diğer istenmeyen malzemeleri çıkarmak için su yüzdürme kullanılarak geri dönüştürülebilir. Daha sonra yeni yapıların altında sert alt temeller oluşturmak, yollar için çakıl oluşturmak ve yeni beton yapmak için kullanılabilir. Bütün bu zorlu sürece rağmen geri dönüşüm daha az çakıl madenciliği ve daha az çöp sahası anlamına gelir, bu nedenle bir ton betonun geri dönüştürülmesi 6.182 litre su ve 900 kg karbondioksit tasarrufu sağlayabilir. Geri dönüşüm proseslerini kolaylaştırmak için bilimsel çalışmalar devam ediyor. Örneğin Tokyo Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, bazı suda yaşayan organizmaların zamanla katılaşarak fosilleşme biçiminden ilham alan yeni bir beton türü geliştirdiler. Atılan betondan kalsiyumu çıkardıktan sonra onu endüstriyel egzozdan ve hatta havadan gelen karbondioksit ile birleştirerek yeni ‘kalsiyum karbonat betonu’ oluşturmayı başardılar
Dünya'nın Tarihini Kum Tanelerinden Öğrenmek
Yeni bir araştırmaya göre, bir kumsaldaki kum taneleri bize gezegenin tarihi hakkında düşündüğünüzden daha fazlasını söyleyebilir. Bilim insanları, kumda mineral olarak bulunan zirkondan Dünya'nın tarihi hakkında bilgi alabilecekleri yeni bir ölçüm geliştirdiler. Zirkondaki “yaş dağılımı parmak izi” adı verilen işaretler, milyarlarca yıl boyunca Dünya yüzeyinin evrimi hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için kullanılabilir. Zirkon, jeologların dikkatini çeken bir mineraldir. Bu kristaller bazı durumlarda milyarlarca ile ifade edilen yaşlarda olabilirler. Zirkonun dayanıklılığı, jeolojik erozyona karşı dirençli olmasını sağlar ve tortul kayaçlar oluşturarak yeryüzü ile ilgili bilgileri depolar.
Omurilik Fonksiyonlarını Geri Kazandırmak
Michel Roccati 2017'de motosiklet kazası sonucunda ortaya çıkan omurilik hasarıyla vücudunun alt kısımlarını etkileyen bir felç geçirmişti. Kaza sonrası hareket fonksiyonlarını kaybeden Roccati şimdilerde artık ayakta durabilir, yürüyebilir ve merdiven çıkabilir durumda. Peki ama bu nasıl mümkün oldu? İsviçreli araştırmacılar özel hedeflenen elektrik stimülasyonu yoluyla Roccati'nin harekete dair fonksiyonlarını çok kısa bir sürede geri getirebilmeyi başarabildiler. Roccati Nature Medicine dergisinde yayınlanan araştırmaya konu olan ve kazalardan sonra vücudunun alt kısımlarını hareket ettiremeyen üç hastadan biriydi. Çalışmaların sonuçlarına göre, geliştirilen implant, beynin hareketini taklit ederek kaslarına elektriksel impulsları gönderiyor ve ciddi omurilik yaralanması olan kişilerin ayakta durmasına, yürümesine ve egzersiz yapabilmelerine imkan sağlıyor.
İnsan Beyni 60 Yaşına Kadar Yavaşlamıyor
Heidelberg Üniversitesinden araştırmacılar 1 milyondan fazla katılımcıyla büyük ölçekli bir çevrimiçi deneyden elde edilen verileri analiz ettiler zihinsel hızımızın on yıllar boyunca önemli ölçüde değişmediğini buldular. Nature Human Behavior dergisinde yayınlanan çalışma bulguları bilişsel bilgi işleme hızının 20 ila 60 yaşları arasında büyük ölçüde sabit kaldığını ve yalnızca daha yüksek yaşlarda bozulduğunu gösteriyor. Ortalama bilgi işleme hızının yalnızca 60 yaşın üzerindeki katılımcılarda kademeli olarak azaldığını gösteren çalışma, hayatımız boyunca, zihinsel hız kaybından korkmamıza gerek olmadığını anlatıyor.
Kocaman Bir Bakteri Keşfedildi
Science dergisinde yayınlanan bir rapora göre, bilim insanları meyve sineğinden daha büyük bir bakteri keşfettiler. Yeni keşfedilen bakteri, 2 santimetre uzunluğa kadar büyüyebiliyor ve ip gibi bir görünüme sahip. Bununla birlikte, onu diğer bakterilerin çoğundan ayıran tuhaf bir özelliği bulunuyor. Diğer bakterilerin çoğu DNA'larını hücre etraflarında yüzer halde taşırken, yeni tür tüm genetik materyalini zarlı bir kese içinde taşıyor. Ayrıca toplam hacminin %70'inden fazlasını oluşturan suyla dolu ikinci bir kese de bulunduruyor. Bu özellik, Thiomargarita cinsindeki bir bakteriye oldukça benzer. Genetik bir analiz yapıldıktan sonra araştırmacılar, yeni keşfedilen bakterinin muhtemelen bu cinse ait olduğu sonucuna vararak ona T. Magnifica adını verdiler.
Sanal Manzaralarla Stresi Azaltmak
Önceki araştırmalarda, doğada zaman geçirmenin kalp atış hızında ve kan basıncında azalma sağlandığı ayrıca kortizol üretiminde düşüş ile stres seviyeleri üzerindeki pozitif etkileri gösterilmiştir. Ohio Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, simüle edilmiş doğa ortamlarında durumun böyle olup olmadığını merak ettiler. Plos One dergisinde yayınlanan çalışmada, hastane ortamlarındaki üç COVID birimlerinde ön saflarda çalışan 102 işçi araştırmaya dahil edildi. Her biri bir VR (sanal gerçeklik) gözlüğü taktı ve yemyeşil bir doğa ortamının üç dakikalık videosunu izledi. Özellikle, VR kulaklıklar, kullanıcıların başlarını çevirerek ağaçlar, çiçekler veya akan su ile çevrili gibi manzaraya bakmalarına ve kuşların seslerini, esintiyi veya dalgalanan suları duymalarına izin verdi. Çalışma bulgularına göre 3 dakikalık video ile, gönüllülerin stres düzeylerinde 2 puandan fazla düşüş gözlemlendi. Araştırmacılar, doğa temelli sanal gerçekliğin hastaneler ve diğer sağlık tesislerindeki hasta ve çalışanların stres seviyelerini azaltabilmek açısından nispeten kolay ve ucuz bir yol olabileceğini öne sürüyorlar.
Damar Sertliğini Gözlerden Tanımak
Şairler gözleri ruha açılan bir pencere olarak görürler. Peki gözler sinsi bir hastalık olan aterosklerozun erken teşhisine açılan bir pencere de olabilir mi? Bonn Üniversitesi'nden araştırmacılar makine öğrenim yazılımı kullanarak, periferik arter hastalığı (PAD) olan hastalardaki damar yapısındaki değişiklikleri genellikle erken bir aşamada tespit edebilen bir yöntem geliştirdiler. Scientific Reports dergisinde yayınlanan çalışmada, algoritmanın geliştirilmesi için 97 periferik arter hastasından ve 34 sağlıklı gönüllüden alınan göz fotoğrafları kullanıldı. Çalışma bulguları yeni yöntemin %80 doğrulukla Periferik Arter Hastalığı teşhisi yapabildiğini gösterdi. Araştırmacılar gelecekteki hedefin, göz damlası uygulaması gibi eşzamanlı prosedürler gerektirmeyen basit, hızlı ve güvenilir bir tanı yöntemi geliştirmek olduğunu söylüyorlar.
Yaşam Boyu Fiziksel Aktivite Şart
Genel olarak sağlığımız sadece taşıdığımız yağ miktarından değil, aynı zamanda yağ dokumuzun ne kadar iyi çalıştığından da etkilenir. Bununla birlikte, yaşlandıkça yağ dokumuz işlevini kaybeder ve bu da tip 2 diyabet, obezite, kanser ve diğer rahatsızlıklara yol açabilir.
Kopenhag Üniversitesi'nden araştırmacılara göre yüksek düzeyde yaşam boyu egzersiz bu bozulmayı gideriyor. The Journals of Gerontology: Series A dergisinde yayınlanan çalışmaya göre yaşla birlikte mitokondriyal fonksiyon azalıyor ancak yüksek düzeyde yaşam boyu egzersiz, güçlü bir telafi etkisi sağlıyor. En çok antrenman yapan yaşlılar grubunun daha az Serbest Oksijen Radikalleri oluşturdukları ve bu serbest radikallerin ortadan kaldırılabilmesi için işlevselliklerini sürdürdükleri tespit edilmiş. Buna göre egzersizin yağ dokusunun işlevselliğini koruyarak hastalık gelişimini engelliyor olduğu ve sağlığın korunmasında büyük bir etki yaratıyor olduğu söz konusu ediliyor.
Ayda Gizemli Cam Küreler
Lunar Rover, Ay'ın Uzak Tarafındaki Gizemli Cam Küreleri Keşfetti Çin'in Yutu-2 misyonu, Ay'ın uzak tarafında büyüleyici bir keşif yaptı. Lunar Rover isimli gezicinin panoramik kamerası, kuru, gri tozun ortasında parıldayan iki küçük, bozulmamış yarı saydam cam küresi buldu. Bu tür küreler, Ay'ın mantosunun bileşimi ve çarpma olayları da dahil olmak üzere uydumuzun tarihi hakkında bilgiler verebilir. Ay'da cam bulunması çok nadir bir olay değil, ancak bu keşif sonrası yapılan araştırma, Ay'da makroskopik ve yarı saydam cam kürecikleri üzerinde gerçekleştirilen ilk çalışma. Bilim insanları, bu tür küreciklerin Ay'ın dağlık bölgelerinde bol olması gerektiğini ve Ay'ın erken tarihini ortaya çıkarmak için umut verici örnekleme hedefleri sağladığını tahmin ediyorlar
Göz Testi İle Alzheimer Riskini Tespit Etmek
Gözümüzün önemli bileşenlerinden retina dokusunun bazı bölümlerinin Alzheimer için biyo-belirteç olarak kullanılabileceği ön görülüyor. Otago Üniversitesi'nden araştırmacılar sadece bir göz testi ile orta yaş Alzheimer riskini belirlemenin mümkün olabileceğini bildiriyorlar. JAMA Ophthalmology dergisinde yayınlanan çalışmada, retina incelmesinin bilişsel performanstaki düşüş için bir gösterge olabileceği iddia ediliyor. Retina incelmesi ile Alzheimer arasındaki ilişkinin belirlenmesi için ise daha fazla ve kapsamlı çalışmalar yapılması gerekiyor. Yakın gelecekte, yapay zekanın retina görüntülerini değerlendirerek Alzheimer riski olup olmadığını, semptomların görülmesinden çok önce tespit edileceği ve tedavi olasılıklarının belirlenebileceği öngörülüyor.
İnmenin Bilişsel Azalma Etkisine Karşı Selenyum
Queensland Üniversitesi'nden yapılan bir araştırmaya göre, pek çok gıdanın içeriğinde bulunan bir mineral olan selenyum, inmenin bilişsel etkisini tersine çevirebilir ve yaşlanan beyinlerde öğrenmeyi ve hafızayı artırabilir. Cell Metabolism dergisinde yayınlanan fare modelleri, selenyum takviyesinin nöron oluşumunu artırabileceğini ve yaşlı farelerde bilişsel seviyeyi iyileştirebileceğini gösterdi. Ayrıca inmeden etkilenen farelerin öğrenme ve hafıza eksikliklerinin, selenyum takviyesi verildiğinde normale döndüğü gözlemlendi. Araştırmacılar beyinde egzersiz benzeri terapotik faydalar sağlayan selenyumun, özellikle kötü sağlık veya yaşlılık nedeniyle egzersiz yapamayan kişilerde bilişsel işlevi artırmak için kullanılabileceğini belirtiyorlar.
Mikro plastikler Obeziteye Neden Olur mu?
Son yıllarda bir dizi çalışma, plastiğin besin zincirine nasıl dahil olduğunu ve insan vücuduna nasıl girebileceğini göstermiş oldu. Araştırmacılar dünyanın çeşitli yerlerinden alınan dışkı numunelerinde mikro plastiklerin izlerine rastlamışlardı. Obezite oranları ise dünya genelinde her geçen gün artıyor, 1975'ten bu yana, neredeyse 3 kata kadar bir artıştan bahsediliyor. Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden araştırmacılar, günlük hayatımızda kullandığımız 34 plastik ürünün kimyasal içeriği ve ortak adipojenik aktivitelerini analiz etmiş oldular. Environmental Science & Technology dergisinde yayınlanan çalışmada, bu ürünlerin içinde 55.000'den fazla kimyasal bileşen keşfettiler ve böylece bunların 629'u tanımlanmış oldu. Bu bileşenlerden 11'inin, “metabolizma bozucular” olarak adlandırıldığı ve metabolizmamıza müdahale ettiği zaten biliniyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmalar ise bu ürünlerdeki kimyasalların üçte birinin yağ hücrelerinin gelişme ve çoğalmalarına neden olduğunu gösterdi. Çalışmada elde edilen bulgular, zaten bildiğimiz; mevcut plastik kimyasallar dışındaki plastik kimyasalların da obeziteye yol açabilecek metabolik bozukluklar oluşturabileceğini gösteriyor
Anestezistlere Yapay Zeka Yardım Edecek
MIT ve Massachusetts General Hospital araştırmacıları gelişmiş yapay zeka sistemlerinin ameliyathanede anestezistlere yardımcı olabileceği günün yaklaştığını söylüyorlar. Artificial Intelligence in Medicine'de yayınlanan çalışmada, sinirbilimciler, mühendisler ve doktorlardan oluşan ekip çalışanları, anestezik ilac propofol dozunu sürekli olarak otomatikleştirmek için bir makine öğrenimi algoritması geliştirdiler. Algoritma yalnızca hastanın bilinçsizliğini korumak için propofolün nasıl dozlanacağını değil, aynı zamanda bunun uygulanan ilaç miktarını optimize edecek şekilde nasıl yapılacağını öğrenecek şekilde tasarlandı. Anestezi uzmanları, genel anestezi sırasında hasta bakımının çeşitli yönlerini aynı anda yönetir. Hipnotik ajanların otomatik olarak verilmesi, bir hastanın bilinçsizlik seviyesinin daha kesin kontrolünü sağlayabilir ve anestezistlerin hasta bakımının en kritik yönlerine odaklanmasını sağlayabilir
Huş Ağacı Mikroplastikleri Temizleyebilir mi?
Plastik atıkların her yerde var olması, özellikle mikroplastikler olarak bilinen küçük parçalara ayrılması çevreyi her şekilde tehdit ediyor. Yapılan araştırmalar, yediğimiz sebzeler de dahil olmak üzere, küçük plastik parçacıkların bitkiler tarafından toplanabildiğini gösteriyor. Peki bitkilerin bu özelliğini avantaja çevirebilir miyiz? Almanya'daki farklı enstitülerden bir araya gelin bilim insanları, bu düşünceyi gümüş huş ağaçlarına uygulamaya çalıştı. Huş ağaçları kirleticileri dokularında tutabildiklerinden bu çalışma için özellikle seçildi. Araştırmacılar, saksıdaki gümüş huş ağaçlarının toprağına floresan boyalarla etiketlenmiş mikroplastik boncukların ekledi. Kök sistemleri, beş ay sonra floresan ve konfokal lazer tarama mikroskobu kullanılarak analiz edildi, sonuç olarak kök sisteminin farklı bölümlerinde olmak üzere ağaçların yüzde 5 ile 17'sinde mikroplastiklerin olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, mikroplastiklerin temizlenme oranın, bu yöntemin ağaçların kısa ve uzun vadeli sağlığı üzerindeki etkilerinin hala araştırılması gerektiğini düşünüyor. Ancak bu pilot çalışma, huş ağacının, topraktaki ve muhtemelen sudaki mikroplastik miktarını azaltmak da dahil olmak üzere, uzun vadeli toprak iyileştirme çözümleri için gerçek bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor.
Jüpiter'in Yüksek Enerjili X-lşınları
Yeni elde edilen görüntülerde Jüpiter'in yüksek enerjili dalga boylarında X-ışınları yaydığı gözlemlendi. Dev gezegenin kalıcı auroralarından yayılan ve NASA'nın uzay tabanlı X-ışını teleskobu NuSTAR tarafından tespit edilen emisyonlar, güneş sistemindeki (Dünya dışında) herhangi bir gezegenden gelen en enerjili işinlar olarak biliniyor. Jüpiter'in auroraları, Dünya'daki auroralara benziyor ancak bazı farklar bulunuyor. Protonlar ve elektronlar gibi yüklü parçacıklar, manyetik alan çizgileri boyunca Dünya'nın manyetik alanıyla çarpışarak kutuplara itilirler. Daha sonra Dünya'nın üst atmosferine yağarlar ve atmosferik moleküllerle çarpışırlar. Bu moleküllerin iyonlaşması, çarpıcı görüntülerle dans eden ışıklar üretir. Jüpiter'de de temel mekanizma benzer, ancak auroralar, sabit ve kalıcıdır. Bunun nedeni parçacıkların güneşten değil, güneş sistemindeki en volkanik gezegen olan Jovian ayı lo'dan gelmesidir
Yalnızlık Kalp Hastalıklarını Artırıyor mu?
California Üniversitesinden araştırmacılar, hem yüksek düzeyde sosyal izolasyon ve yalnızlık yaşayan postmenopozal kadınlarda kalp hastalığı riskinde %27'ye varan bir artışa işaret ediyorlar. JAMA Network Open dergisinde yayınlanan çalışma bulguları, sosyal izolasyonun ve yalnızlığın bağımsız olarak kardiyovasküler hastalık riskini sırasıyla %8 ve %5 artırdığını ortaya koydu. Kadınlar her ikisini de yüksek düzeyde yaşadıysa, düşük düzeyde sosyal izolasyon ve düşük düzeyde yalnızlık bildiren kadınlara kıyasla riskleri %13 ila %27 arttı. Artan kardiyovasküler hastalık riskinin, sosyal izolasyona ve yalnızlığa akut maruziyetten mi yoksa bir ömür boyu birikmiş uzun süreli maruziyetten mi kaynaklandığını belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var
Güneş Işığı Petrol Sızıntılarını Temizliyor
Güneş ışığı, 2010 Deepwater Horizon sızıntısının ardından Meksika Körfezi'nin yüzeyini kaplayan petrolün yüzde 17'sini temizlemeye yardımcı olmuş olabilir. Bu oran daha önce düşünülenden çok daha fazla olabilir. Denize dökülen petrolün üzerine güneş ışığı vurduğunda, petrolü yeni bileşiklere dönüştürerek bir dizi kimyasal reaksiyon başlatabilir. Bu reaksiyonlardan bazıları, foto çözünme adı verilen yağın suda çözünmesini artırabilir. Ancak yağın ne kadarının suda çözünür hale geldiğine dair çok az veri bulunuyor. Güneşin petrol temizleme konusunda ne kadar faydalı olduğunu anlamak için Massachusetts'teki Woods Hole Oşinografi Enstitüsü'nden araştırmacılar sızıntıdan gelen örnekleri cam disklere yerleştirdiler ve güneş ışığında bulunan dalga boylarını yayan LED'lerin ışıkları altında beklettiler. Daha sonra ne kadarının çözünmüş organik karbona dönüştüğünü görmek için ışınlanmış yağı kimyasal olarak analiz ettiler. Araştırmacılar, foto çözünmedeki en önemli faktörlerin, sızıntının kalınlığı ve ışığın dalga boyları olduğunu tespit ettiler. Bununla birlikte ne kadar süre güneş ışınlarına maruz kaldığının önemli olmadığını da bulmuş oldular. Güneş ışınlarının Deepwater Horizon sızıntısından kaynaklanan yüzey petrolünün yüzde 3 ila 17'sinin çözünmesine yardımcı olduğu tahmin ediliyor. Bununla birlikte, güneş ışığının ürettiği bileşiklerin deniz ekosistemleri üzerinde ne gibi etkileri olabileceği ise henüz bilinmiyor
Robot Cerrahlar Yalnız Çalışacaklar
Bir bağırsağın iki ucunu birleştirmek, cerrahın yüksek doğruluk ve tutarlılıkla dikiş atmasını gerektiren gastrointestinal cerrahideki tartışmasız en zorlu adımdır. En ufak bir el titremesi veya yanlış yerleştirilmiş dikiş bile hasta için feci komplikasyonlara neden olabilir. John Hopkins Üniversitesi araştırmacılarından oluşan bir ekip tarafından tasarlanan Smart Tissue Autonomous Robot (STAR), bir insanın kılavuz eli olmadan bir domuzun yumuşak dokusu üzerinde laparoskopik cerrahi gerçekleştirdi. Science Robotics'te yayınlanan bulgular, ameliyattaki en karmaşık ve hassas görevlerden biri olan bağırsağın iki ucunun yeniden bağlanmasının otomatikleştirebileceğini gösteriyor. STAR, prosedürü dört hayvanda gerçekleştirdi ve aynı prosedürü uygulayan insan elinden önemli ölçüde daha iyi sonuçlar verdi. STAR'ı özel yapan şey, yumuşak dokuda minimum insan müdahalesi ile cerrahi bir plan tasarlayıp, uyarlayan ve uygulayan ilk robotik sistem olmasıdır. Araştırmacılar böylece robotikte insanlar üzerinde tam otomatik cerrahiye doğru önemli bir adım atıldığını söylüyorlar.
Yoldaki Fosil
Bu konuyu sevdin mi? Evet Hayır
RadyoSessiz
RadyoSessiz @sessizradyo

Bilim ve teknoloji meraklısından paylaşımlar 👉🏻 https://t.co/cSIby2Ivec

Abonelikten çıkmak için buraya tıkla.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buraya.
Created with Revue by Twitter.
Türkiye