Profile bak

Bilim Ve Teknoloji Güncesi Podcast Bülteni - CRISPR Buğdayı

BVTG Podcast Bülteni
Yirmilik Dişleri Çekilenler Daha İyi Tat Alıyorlar
Chemical Senses dergisinde Dane Kim ve Richard L. Doty tarafından yayımlanan bir çalışmanın sonuçları, yirmi yaş dişlerinin çekilmesinin tat alma duyusunu %10’a kadar güçlendirebileceğini gösteriyor. Yirmi yaş dişleri yaklaşık 17-25 yaşları arasında çıkan dört adet kalıcı diştir. Bazı kişilerde bu dişler hiç çıkmazken bazılarında tıpkı diğer azı dişleri gibi normal bir şekilde çıkar ve herhangi bir soruna neden olmaz. Ancak bu dişlerin çenede yeterli alan olmaması gibi durumlarda tam olarak çıkamadığı ve diş eti altında gömülü olarak kaldığı durumlar yaygındır. Bu nedenle yirmi yaş dişlerinin cerrahi operasyonlarla alınması sık karşılaşılan bir durumdur. Yayınlanan çalışma yirmi yaş dişlerini çektiren hastaların ameliyattan yıllar sonra daha iyi tat alma yeteneklerine sahip olduklarını ortaya koyuyor. Araştırma, üçüncü azı dişi olarak da bilinen yirmi yaş dişlerinin çekilmesinin tat alma duyusu üzerinde olumsuz etkisi olduğuna dair fikirleri çürütmesi ve işlemin tat alma duyusu üzerindeki uzun vadeli etkilerini analiz etmesi bakımından oldukça önemli sayılıyor. Daha önce konu ile ilgili yapılan çalışmalar yirmilik dişin çekilmesinin tat alma duyusunu olumsuz etkilediğine işaret ediyor ve bu etkilerin zamanla azaldığını gösteriyordu. Bu yeni çalışma ise yirmi yaş dişi ameliyatı ile başlayan yirmi yıllık süre içerisinde tat alma duyusunun bilinenin aksine geliştiğini gösterdi.
Araştırmada 20 yıl boyunca koku ve tat merkezinde değerlendirmeye tabi tutulan 1.255 kişiden elde edilen veriler değerlendirildi. Bunlardan 891’i yirmilik dişini çektirmişken kalan 364 kişide ise herhangi bir işlem gerçekleştirilmedi. Tüm kişilere farklı derişimlerde sakkaroz, sodyum klorür, sitrik asit ve kafein kullanarak tat alma testleri uygulandı. Bu testlerde her bir çözelti yudumlanıyor, ağızda çalkalanıyor ve tükürülüyor. Denekler daha sonra çözeltinin tatlı mı, tuzlu mu, ekşi mi, yoksa acı mı olduğunu belirtiyor. Yirmilik dişi çekilen grup tat alma testlerinde kontrol grubundan daha iyi bir performans gösterdi. Ayrıca kadınların sonuçları erkeklerinkinden daha iyiydi. Bu çalışma, uzun zaman önce yirmi yaş dişleri alınan kişilerin tat alma yeteneklerinde %3 ila %10 arasında gelişme kaydedildiğini ilk kez ortaya koydu. Tat alma işlevindeki gelişmenin ardında yatan mekanizmayı net bir biçimde ortaya koymak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirten araştırmacılar, sinirlerin yayıldığı ortamlarda gerçekleşen değişikliklerin uzun dönemli sinirsel fonksiyonları nasıl iyileştirdiğini anlamaya çalışıyorlar. Çeviren: Tuncay Baydemir
Kaynak Tübitak Bilim Ve Teknik Dergisi
CRISPR Buğdayı
Tıpkı uzayın veya insan beyninin tüm bilinmeyenleri gibi, canlıların genetik yapısı da her yeni keşifle birlikte yepyeni olanakların kapılarını açıyor. Bitki genetiği alanındaki çalışmaların tarımda yarattığı dönüşüm bunun bir örneği. Transgenetik ürünlerin, ya da yaygın diğer adıyla genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) ortaya çıkışıyla belirginleşen bu dönüşüm şimdi onu da aşan CRISPR-Cas9 teknolojisiyle devam ediyor. CRISPR-Cas9 ise gen transferinden farklı olarak bitki DNA’sına dolaysız müdahale imkanı veriyor. Aranan bitkisel özellikleri sağlamak için doğrudan ilgili genomun iyileştirilmesi ya da istenmeyen etkileri olan genomun ortadan kaldırılmasını mümkün kılan bu teknolojide GDO üretim süreçlerine oranla daha kolay ve daha ekonomik bir yol izleniyor. Klasik anlamda “genetiği değiştirilmiş organizmalar” ile aralarındaki temel farklar, CRISPR ürünlerinin “GDO” tanımının dışında tutulması için yeterli bir sebep olarak kabul edilmiş durumda. Birleşik Krallık’ta bulunan Rothamsted Araştırma Enstitüsü’nde gen düzenleme tekniği sayesinde gıda güvenliği arttırılmış bir buğday çeşidi arazi denemelerine Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA) tarafından izin verilmişti; ki bu Avrupa’da CRISPR yöntemiyle elde edilmiş olan bir tohumun ilk kez sahaya inmesi anlamına geliyor. Deneme onayı alan çeşidi kendinden önceki tüm buğday çeşitlerinden farklı kılan bir özellik var. O da bitkide doğal olarak bulunan “asparajin” maddesinin temelini oluşturan TaASN2 isimli genden yoksun olması. Bu genin CRISPR-Cas9 yöntemiyle silinmesi bitkideki asparajin miktarının yüzde 90 azalmasını sağlıyor. Peki bilim insanlarını buğdaydaki asparajini azaltmak için neden bu kadar uğraşıyor? Bunun nedeni tamamen insan sağlığıyla ilgili. Çünkü tost ekmeği gibi yüksek sıcaklıklara maruz kalan buğday ürünlerinde ortaya çıkan ve son yıllarda kanserojen olduğuna pek çok kanıt bulunan “akrilamid” maddesinin oluşumundan asparajin sorumlu tutuluyor.
Rothamsted’de genetik düzenlemeyle oluşturulan buğday çeşidi işte tüm bu süreci ortadan kaldırarak çokları için kahvaltıların vazgeçilmezi olan kızarmış ekmeği güvenli bir yiyecek haline getirmeyi amaçlıyor. Buğday ekmeği dışında kavrulmuş kahve ve patates kızartması gibi nişasta içeren ve yüksek ısı görmüş gıdalarda da açığa çıkan akrilamidin insan beslenmesinden çıkması ise projenin nihai amacı. 2026 yılına kadar sürmesi planlanan ekimler boyunca verimililk düzeyi ve protein içeriği başta olmak üzere her açıdan takip edilecek olan çeşit üreticisini de tatmin edebilecek bir arazi performansı sergilediği takdirde bir kez daha gıda güvenliği testlerine tabi tutulacak ve olumlu sonuç alınırsa ticari üretimi için süreç başlatılacak.
On Bin Adım Şart mı?
Egzersiz yapmanın insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğu bilim insanlarınca üzerinde görüş birliğine varılmış olan bir konudur. Bununla birlikte günlük olarak ne kadar egzersiz yapılması gerektiği üzerine verilen sayıların ne olması gerektiği henüz netleşmiş değil. Yürüme egzersizleri için , çoğumuzun aklında beliren ve sağlığımızı korumaya yetecek adım sayısı 10.000'dir . Massachusetts Üniversitesi'nden araştırmacılar 13 yıl süren çalışmanın sonunda , günde en az 7.000 adım atan bireylerin erken ölüm riskinin daha az adım atanlara kıyasla , yaklaşık yüzde 50 ila 70 daha düşük olduğu sonucuna ulaştılar . Araştırmacılara göre , popülasyondaki aktivite miktarı az olan insanların günlük adım miktarı arttıkça erken ölüm riskine karşı büyük oranda korunabildikleri tespit edilmiş. Ancak belirli bir noktadan sonra , fazladan atılan adımların bu sonuç üzerinde ek herhangi bir olumlu etkisinin olmadığı görülmüş. Araştırmacılar bu konuyu, JAMA Network Open'da yayınlanan çalışmalarında “ Günde 10.000'den fazla adım atmak , ölüm riskinin daha fazla azalmasıyla ilişkili değildi ” diyerek özetliyorlar.
Kan Beyin Bariyerine Rağmen Lipoprotein Sızmaları Ve Alzheimer
Araştırmacılar, farelerde, Alzheimer hastalığına katkıda bulunan toksik parçacıkların gri maddemize girmesinden kandan beyne giden bir yolun sorumlu olabileceğine dair ilgi çekici kanıtlar buldular. Bu çalışma; sonuçlarına güvenebilmek için ve insanlara uyarlanabilmesi için henüz çok erken de olsa dejeneratif hastalıkların nedenlerini bulmanın zorluğunu açıklayabilmeye yardımcı olabilecek güçlü bir ip ucu olarak görülüyor. Avustralya'daki Curtin Sağlık İnovasyon Araştırma Enstitüsü'nden araştırmacılar, transgenik bir fare modeli kullanarak, vücudun başka yerlerinde üretilen beta-amiloid proteinlerinin bahse konu lipit taşıma sistemi aracılığıyla beyine sızdırıldığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıkarmış oldular. Araştırmanın yöneticisi ve fizyolog John Mamo durumu; “ Araştırmamız, Alzheimer hastalığı ile yaşayan insanların beyinlerinde oluşan bu toksik protein birikimlerinin büyük olasılıkla kandaki lipoprotein adı verilen yağ taşıyıcı parçacıklardan beyne sızdığını gösteriyor” diye ifade ediyor. Ve konunun en can alıcı noktasını şöyle belirtiyor; “Bu ‘kandan beyine yol’ konusu önemlidir, çünkü kandaki lipoprotein-amiloid seviyelerini yönetebilir ve beyne sızma olgusunu önleyebilirsek, bu bize Alzheimer hastalığını önlemek ve hafıza kaybını yavaşlatabilmek açısından potansiyel yeni tedavilere yol açar.” Deney farelerinde yapılan takip çalışmalarında , sadece lipoproteinler ve beta-amiloid arasında bir tür bağlantı olduğu görüşü ağırlık kazandı. Örneğin, doymuş yağlardan (taşınması için bol miktarda lipoproteine ​​ihtiyaç olacak türden) zengin bir diyetle beslenen deney hayvanlarının beyinlerinde sızdıran kan damarları açığa çıkmış oldu. Yine de, beta-amiloidin beyin içinde toksik konsantrasyonlarda üretilme olasılığının da göz ardı edilmemesi gerekeceğinden; Mamo ve ekibi; karaciğerlerinde beta-amiloid oluşturmak için anahtar genler bulunduran deney hayvanları kullandılar.
Bu tasarımla deney hayvanı modellerinin beyinlerinde tespit edilebilecek Alzheimer veya benzeri patolojinin beyin bölgesine dışarıdan taşınan beta-amiloidden kaynaklanması sağlanmaya çalışılıyordu. Mamo , “çalışmayla, tahmin ettiğimiz gibi, karaciğerinde lipoprotein-amiloid üreten fare modellerinin beyinlerinde iltihabi hadiseler, beyin hücrelerinin ölümünü ve hafıza kayıplarının hızlanmış olduğu bulundu” diyor . Bu ip uçlarını takip ederek, Alzheimer hastalığına özel diyet uygulamaları veya lipoprotein- beta-amiloid etkileşimini yöneten ilaçların kullanıldığı tedavi seçeneklerinin gündeme gelebileceği ön görülmektedir. Dünyanın dört bir yanındaki yaşlanan nüfusun, önümüzdeki yıllarda Alzheimer'lı insan sayısında önemli bir artışa yol açabileceği hesaplanıyor. Şu anda, 30 milyondan fazla kişinin mevcut risk faktörleri nedeniyle hastalık riskiyle yüz yüze kalabilecekleri düşünülüyor. Beta-amiloidin vücudumuzda taşınırken ortaya çıkan her durumun gözlenmesiyle hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek; hayati nörolojik fonksiyon kayıplarını teşhis ve tedavi etmenin ve hatta erkenden önleyebilmenin yollarını bulabilme şansımız o kadar artar.
Kemik Erimesi Tedavisinde Gençleştirme Kürü
Yaşlandığımız zaman kemiklerimizdeki yapım ve yıkım dengesi bozulur. Bunun sorumlusu her şeyden önce kemik iliğindeki yaşlanan kök hücreleridir. Yaşlı kök hücreleri yeterince hücre takviyesi yapamadıkları için, zamanla kemik yoğunluğu azalır ve osteoporoz gelişir. Yaşlılıkta kök hücrelerin kemikler için niçin daha az malzeme ürettiklerini ve kemik iliğinde niçin daha fazla yağ dokusunun biriktiğini öğrenmek isteyen araştırmacılar, uzun bir süredir yaşlılık araştırmalarının odağında yer alan bir faktöre yöneldiler: “Epigenom” Bunlar, DNA kodunu değiştirmeyen, aksine genlerin okunmasını etkileyen genetik materyalin uzantıları ve kimyasal modifikasyonlarıdır. Örneğin, genomu histon proteinleri şeklinde çok sıkı bir biçimde paketlemek bir genin okunmasını engelleyebilir ve böylece hücrelerin işlevini bozabilir. Bu yüzden araştırmada ilk önce yaşlı ve genç farelerin kemik kök hücrelerindeki epigenom incelendi. Ve bu şekilde yaşlılıkta epigenomun çok değiştiği görülmüş oldu. Yaşlı bireylerde genç kemik kök hücrelerindeki binlerce gen bölgesinde bir blokaj söz konusuydu. Dolayısıyla yaşlı deney hayvanlardaki kök hücrelerinin kemik üretim hücresi olarak gelişmek yerine yağ hücrelerine dönüşmekte olduğu sonucuna varılıyor. Aynı durumun insanlarda da geçerli olup olmadığının anlaşılması için kalça kemiği ameliyatları geçiren hastalardan alınan kemik iliği kök hücrelerini incelediler. Ve kemik erimesi olan yaşlı hastalarda da tıpkı deney farelerinde olduğu gibi epigenetik değişimler olduğu tespit edildi. Bu durumun daha ayrıntılı incelenmesiyle histon asetil uzantılarının eksik olduğu fark edildi. Asetil eksikliğinin ilaçla tedavi edilip edilemeyeceğini öğrenmek isteyen araştırmacılar yaşlı farelerin kemik iliği kök hücrelerine sodyum asetat aşıladılar. Ve sürpriz biçimde yaşlı kök hücrelerinin tıpkı genç hücreler gibi çok sayıda kemik yapım hücreleri ürettikleri görüldü. Uzmanlar ‘Bu tedavi, epigenomun gençleşmesine, dolayısıyla da kök hücreleri sayesinde daha fazla kemik hücresi oluşmasına yol açtı’ diyorlar. Bu yeni araştırmanın sonucunda osteoporoz (halk arasında bilinen adı ile kemik erimesi) için yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceği ön görülüyor. Ancak tedavi uygulama aşamasına geçilebilmesi için bu gençleştirme kürünün sistemin yani tüm organizma üzerindeki etkilerinin araştırılması yönünde detaylı çalışmaların yapılması gerekiyor
Çevri: Herkese Bilim Ve Teknoloji Dergisi

CRISPR Buğdayı
Bu konuyu sevdin mi? Evet Hayır
RadyoSessiz
RadyoSessiz @sessizradyo

Bilim ve teknoloji meraklısından paylaşımlar 👉🏻 https://t.co/cSIby2Ivec

Abonelikten çıkmak için buraya tıkla.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buraya.
Created with Revue by Twitter.
Türkiye