View profile

⚽️ #16 - Gelenekselci #cometobeşiktaş, dağıtık konseptlerden ödül kazandı!?

Revue
 
"I buy hype suits. They just look cheap on me." (Warren Buffet, zengin olduktan hemen sonra)
 

Hype Oldu!

January 24 · Issue #17 · View online
Yeni medya ilintili ilginç ve hype konuları derliyor, posta kutunuza bırakıyoruz!

“I buy hype suits. They just look cheap on me. (Warren Buffet, zengin olduktan hemen sonra)

Önsöz
Sömestr tatilinin bağrından kopmuş bir Hype Oldu'dan merhabalar!
Sanırım en son 2012 yılında yatış halinde geçirdiğim bir sömestr tatilinden sonra, bu yaşımda full-time öğrenci olmanın bana verdiği hakla bir aylık bir tatile girdim. Tatilde ne yapılır unutmuşum resmen, fikri olan varsa beklerim :)

⭐️ Geçtiğimiz hafta ankete zaman ayıran herkese çok teşekkür ederim. Gözden kaçmış olma ihtimaline karşın, bu hafta da anketi tutmak istedim, dolayısıyla 1-2 dakikanızı alacak minik anketi dolduruverirseniz çok sevinirim :)
Unutmadan, eğer bu bülteni beğeniyor ve 120 küsür kişiye ulaşan topluluğa yeni kişilerin katılması gerektiğini düşünüyorsanız, bu bülteni eşinize dostunuza yönlendirmeyi ihmal etmeyin 🤗
😳 Hype Oldu! her hafta çarşamba sabahı, tüm heyecanıyla posta kutunuzda.
Küçük bir not olarak; www.hypeoldu.com adresinde, bu bültende okuduğunuz yazıları küçük blog postları şeklinde de bulabilir, daha sonra yazılara göz atmak isterseniz hızlıca ulaşabilirsiniz. Fakat hala asıl mecramız ve yazıların ilk yayınlandığı ortam, tabi ki bu e-posta bülteni. 
Güven oynaklığı: Geleneksel gazetecilik kazanabilir mi?
🗞 Geleneksel gazeteciliğe olan güven, son yılların en üst seviyesinde.
Axios'un dosya konusundan yakaladığım ilginç bir gelişme, haber kaynaklarına güven endeksi oldu. 
25 ülkeden katılımcılarla yapılan bu global çalışma, son 6 yıllık periyotta sosyal medya ve arama motorlarına olan güvenin bir düşüş ivmesi içinde olduğunu gösteriyor. Bir başka nokta ise, geleneksel gazeteciliğin de son 6 yılın en yüksek güven seviyesinde olduğu. 
Sebeplerini tartışsak, muhtemelen fikirler epeyce çeşitlenecektir, fakat dünyanın “fake news” konusunu ciddiye almaya başladığı da, grafiğin gösterdiği bir gerçek. Bu anlamda insanlar, etrafındaki güven kredibilitesi tartışmaya açık olabilecek (ya da basitçe gördüğüne inanabilecek) kişilerdense; geleneksel gazeteciliğe, dolayısıyla markalara güveniyor. 
Bu tablonun ortaya çıkmasında yatan ana metrik ise, katılımcıların “platformlara” olan güveninin düşmesi. Facebook'un boşu boşuna news feed'i değiştirdiğini düşünmüyoruz, değil mi? 
Bir diğer ironik nokta da, tüm bunlara rağmen, en güvenilen sektörün hala teknoloji sektörü çıkması. İnsanların algısında firmalar ve platformlar farklı mı konumlanıyor, yoksa altında daha farklı bir detay mı var bilemiyorum, fakat araştırılabilecek ilginç bir nokta. 
💿 Bu durum, birkaç açıdan değerlendirilebilir. İlki, artık belli bir görüşe sahip olan kişiler, internet sayesinde çok kolay bir şekilde “kurumlaşabiliyor”. Bu da, biraz iyi bir marka yönetimiyle yine insanların algısıyla oynanabileceği ihtimalini, dahası “daha da gerçekçi” bir havayla fikirlerin kolayca çerçevelenebileceği durumunu doğuruyor. Fakat bir olumlu nokta ise, “misafir yazar” olarak bu tip büyük yayınlarda ses duyurmak eskisine oranla çok daha mümkün. Bu durumu da es geçmemek gerekiyor kesinlikle. 
Kim olursan ol, #cometobeşiktaş
👍 Yurt dışında yapılan ve imrenerek baktığımız işleri aratmıyor.
Artık eskisi gibi futbol takip etmediğim için geçtiğimiz yaz döneminin “transfer şampiyonu” kim oldu bilmiyorum, fakat geçtiğimiz yazın PR şampiyonunun #cometobeşiktaş olduğu bir gerçek.
Beşiktaşlı olmamama rağmen, sezon başında yapılan transfer duyuru videolarını hayranlıkla izlemiştim. İsimler sansasyonel, içerik ve müzik paylaşma isteği yaratacak kadar absürt ve bütün bu 30 saniyelik Instagram videoları boyunca marka ismi bas bas bağırılıyordu. Dolayısıyla, virale dönmesi için gereken her şey vardı ve tabi ki viral de oldu. Dünyanın dört bir yanında marka ve reklam sloganı, günlerce konuşuldu, parodileri dahi yapıldı.
Yeni reklam ise daha büyük bir prodüksiyonun sonucu. Taraftarların, sosyal medya yorumlarında gülüp eğlenmesinden ortaya çıkan bir kavram, Beşiktaş tarafından (bence çok doğru bir şekilde) sahipleniliyor ve yerel bir değer ile birleştiriliyor.
Yayınlanan yeni prodüksiyon, her ne kadar viral etki yaratacak bir reklam olmasa da, çatıyı belirlemek ve her şeyden önce “Beşiktaş” markasını, değerlerini ve gelecekte yapacağı işlerin tonunu belirlemek için önemli. Oldukça şık bir yapım olmuş ve “kim olursan ol, Beşiktaş'a gel” mesajını yine oldukça şık şekilde veriyor.
Bu yazın etkisiyle çıtayı güzel bir yere çeken Beşiktaş, yeni imaj reklamıyla da gelecek çalışmalarının güzel bir sinyalini verdi. 2000'li yılların Galatasaray'ının güzelim markasının mundar oluşunu canlı izleyen bizler, Beşiktaş'ın yolculuğunu da heyecanla izliyoruz.
⚽️ Simon Sinek'in kendisinden daha meşhur TED konuşmasında bahsettiği önemli bir nokta vardır: “Start with why” (izlemediyseniz mutlaka izleyin). Beşiktaş yöneticilerinin ve reklam / pazarlama ekiplerinin bunu çok doğru anladığını ve içselleştirdiğini düşünüyorum. Dünyada futbol pazarlamasının biraz detayına bakıldığında, global taraftar temeli oluşturabilen tüm takımların bir mesajı veya bir hikayesi olduğu rahatça görülebilir. Bu anlamda, Beşiktaş'ın barışı ve ayrımcılık karşıtlığını savunması hem ülke değerleri açısından, hem de pazarlama açısından bence çok kıymetli ve başarılı. 
Sinema dağıtıcılığı, orijinal içerikten sayılır mı?
🍿 Moviepass için kısaca Sinemia'nın ABD versiyonu diyebiliriz.
Kısa ön bilgi: Moviepass, ABD'deki neredeyse tüm sinemalarda dilediğiniz filme bilet almanızı sağlayan, aylık ödeme karşılığı edinilen bir abonelik sistemi. 
2011'de kurulan, fakat daha önce Netflix ve McDonalds gibi firmalarda üst düzey yöneticilik yapmış Mitch Lowe'ün geçen yıl CEO'luk görevine gelmesine kadar çok da ses getirmemiş Moviepass, geçtiğimiz yıl Kasım ayında abonelik fiyatlarında çok ciddi bir indirime gitmesiyle gündeme gelmişti.
Çoğunuzun bildiğini düşündüğüm, ülkemizde gayet de başarılı işlediğini düşündüğüm Sinemia modelinin ABD'de uygulanması üzerine kurulu olan Moviepass, Kasım ayında aylık sınırsız aboneliği 50$‘dan 9,95$'a çekerek, tam da Sinemia'nın da ABD'ye açıldığı dönemde oldukça ses getirmişti. Muhtemelen de bu etkiyle, Moviepass kısa süre içinde 1 milyon aboneyi geçmişti
Haberimiz ise, Moviepass'in Sundance Film Festivali'nde açıkladığı Moviepass Ventures isimli alt oluşumu. Bu alt oluşum ile, Moviepass resmi olarak film dağıtıcılığına başlayacağını belirtiyor
Orijinal içerik olarak ne kadar sayılır bilemiyorum ama, bir girişimin bu şekilde işin mutfağına dalması da sinema sektöründe ve belki de bağımsız yapımlarda hareketlenme yaratacaktır. Moviepass'in kâr marjı, sinemacılığın farklı aşamalarında da bulunarak büyütme niyeti içinde olduğu söylenebilir. Fakat asıl faydanın, 1 milyonu aşkın kullanıcıya çok yoğun pazarlama aktivitesi yapabilme ihtimali olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor. 
📽 Sinemaya gitmeyi oldum olası çok sevdiğim için, Sinemia'yla da güzel bir birlikteliği uzun süredir yaşıyorum. Gözlerinden kaçtığını hiç sanmıyorum bu haberin, fakat bir benzerinin Türkiye gibi kültürel kırılmaların çok sert olduğu (çok sevme X nefret etme) bir ortamda uygulamak nasıl olur bilemiyorum. Açıkçası, bir diğer merak ettiğim konu da Sinemia ve benzer B2C girişimlerin müşterilerinin demografik yapısı ve beğeni endeksleri. Türkiye'de sürekli kültürel balonlarda yaşadığımız için sonu olmayan dilemmalar da söz konusu oluyor. Bu da çok eski bir soruya götürüyor beni, “sanat, sanat için midir yoksa halk için midir?”.
Binlerce konsept var: Quartz Obsession
🤔 Quartz Obsession, global ekonomiye yön veren / vaktinde vermiş konularla ilgili.
Quartz'ı ve ürettikleri içerikleri takip eden varsa “yeni mi aklına geldi” diyecektir, fakat bu hafta çok ilginç iki farklı bülten görünce dayanamadım. 
Quartz Obsession, tıpkı Quartz'ın ana ürünü “Daily Brief” gibi günlük bir bülten. Bu bültende, günümüzde ya da geçmişte global ekonomiye yön veren çeşitli konular, takıntı seviyesinde (boşuna “obsession” demiyorlar) inceleniyor. 
Benim bu hafta dikkatimi çeken iki konudan ilki, “Fat Finger Syndrome”. Hawaii'de geçtiğimiz günlerde yanlışlıkla halka füze alarmı verilmesi sonrasında gündeme gelen bu sendrom, küçük bir yanlış tıklamanın ya da typo'nun büyük maddi ve manevi sonuçları doğurabilmesiyle ortaya çıkıyor. Son yıllarda kullanıcı deneyiminin belli bir seviyeye gelmesi dahi, birçok ekstrem sonuçların ortaya çıkmasına engel olamamış. Merak ettiyseniz buradan buyrun.
Bir diğer ilginç konu ise (eskiler, sırıtmaya hazır mıyız) GeoCities! İsmini görünce anlamsız ve nostaljik bir gülümsemeyi bazılarına mutlaka bırakan bu firmanın akla gelme sebebi ise, Facebook'la alakalı. Facebook'un “eskime ve geri kalma” temalı yeniliklerinden sonra, GeoCities'in niçin eskidiği, geçmişteki kabiliyetleri ve neler yaşadığı ele alınmış.
Velhasılı, Quartz Obsession aracılığıyla ilginç (ve kimi zaman unutulmuş) konuları görmek, hakkında güzel bilgiler edinmek mümkün oluyor, onu da vesilesiyle tavsiye ediyorum tekrardan.
✉️ Peki ben bundan niye bahsettim? Çok çeşitli onlarca konsept var, hatta bu bülten de mevzubahis konseptlerden yalnızca birisi. İnternetin hayatımıza kattığı en önemli değer ise, bizim gibi düşünen, ortak ilgi alanlarına sahip olduğumuz insanlarla bir araya gelebilmemiz, dahası bazı içeriklerin etrafında ortak şekilde birleşebilmemiz. Bu anlamda da bir şeyler yapmak isteyen herkese yegane tavsiyem “sadece yapmaları” yönünde oluyor. Zira bir şeyler ortaya çıkmadan alacağı karşılık da belli olmuyor, haliyle bir değeri de olmuyor.
2017 listeleri bitmiyordu: Podcastler, ürünler ve Oscar!
🎧 Podcast dinlemeyi ne kadar sevdiğimden sık sık bahsediyorum.
2017 biteli neredeyse bir ay olacak, fakat hala 2017 yılının en iyilerinden bahsetme faslımız bitmedi!
İlk “en iyiler” listemiz, Quartz'ın 2017'nin en iyi podcastlerinden oluşuyor. Fena bir podcast dinleyicisi değilim, fakat Amerikan kültüründe gitgide daha da önem kazanan ve gerçekten ciddi prodüksiyonlar içeren bu podcast'lerin çoğundan benim de haberim yoktu. Özellikle yılın podcast'i ödülünü kazanan “Dissect” oldukça ilginç duruyor. Eğer ki “ben de podcast dinlemek istiyorum fakat nereden başlasam bilemiyorum” diyorsanız, yılın en iyi podcast'leri listesi epey yardımcı olacaktır.
Bir diğer “en iyiler” listemiz, Product Hunt Golden Kitty ödüllerinin aday listesi. Bilmeyenler için, Product Hunt yeni (ve çoğunlukla dijital) ürünlerin listelendiği ve topluluğun oylarıyla (redditvari bir şekilde) günlük, haftalık ya da aylık en iyi ürünlerin belirlendiği, kendi camiası içinde epey prestijli bir ortam. 2 yıldır düzenledikleri Golden Kitty ödülleri de, yine aynı şekilde topluluğun oylarıyla belirleniyor. En azından dünyada nelerin konuşulduğu, hangi ürünlerin nasıl insanların beğenisini kazandığını izlemek için oldukça iyi bir fırsat. Yılın en iyi ürünlerini ve ürün kategorilerini görmek ve oylamak için buradan buyrun!
Son olarak, belki de dünyanın en prestijli sahnesi olan Oscar adaylıklarından bahsetmeden geçemezdim. Bu sene de Jimmy Kimmel'ın sunacağı 90. Oscar ödüllerinin aday listesinde, açıkçası benim çok iyi tanıdığım ya da izlediğim pek film maalesef yok. Sene içinde epey hype olan ve ana dallarda aday olan, benim yakalayabildiğim bir tek Dunkirk var. Öyle ki, bazı aday filmlere (Get Out gibi) tenezzül edip gitmemişim bile. Neyse zaten Oscar'ın ne kadar belirleyici olduğu da hala tartışma konusu, fakat bu yine de listeye bakıp, kendimize izleyecek filmler çıkarmamıza engel değil :) Oscar adaylarının sıralı tam listesine de bir göz atmayı unutmayın derim.
🏆 Ödüllerin belirleyiciliği özellikle kültürel faktörler ve öznel değerlendirmeler göz önüne alınınca tartışmalı. Bir diğer yandan da, kazandırdığı para da eserlerin ödül almasında muhtemelen kuvvetli bir faktör değil. Zaten öyle olsaydı, The Avengers'ın 1.5 milyar dolarlık box office kazancı ile tüm ödülleri süpürmesini beklerdik :) Ne olursa olsun, bu tarz ödül listeleri bence oldukça iyi birer “curated content” görevi görüyor. Hem hype olandan kopmuyoruz, hem de “neye baksam” sorusuna güzel birer cevap işlevi bulunuyor.
Göz atmalık 👀
  • Geçtiğimiz hafta Dr. Zeynep Tüfekçi'nin “free speech” hakkındaki yazısını paylaştıktan sonra, bu hafta Wired'da (içinde bu yazının da bulunduğu) bir “free speech” makaleleri derlemesi yayınlandı. Birbirinden güzel 6 makalenin yayınlandığı “Free Speech, Tech Turmoil, and the New Censorship” yazı dizisini, yeni medya okur-yazarlığını geliştirmek adına mutlaka zaman ayırıp okumanızı tavsiye ediyorum.
  • Telefon bağımlılığı, FOMO ve sosyal medya detoksu gibi tabirleri son dönemde epeyce duyuyoruz. Geçtiğimiz hafta yatırımcılarının Apple'ı, ürünlerin çocuklar üzerindeki etkilerini daha detaylı düşünmesi konusunda açık bir mektupla teşvik etmesinden sonra, bu hafta NYT'de Apple'ın telefon bağımlılığı hakkında da bir şeyler yapmasını öneren ilginç bir yazı yayınlandı. Bu tarz gündelik bağımlılıklarla ilgili farkındalıklar önemli, ümidim de yaygınlaşması yönünde.
  • Nintendo'nun yaratıcı bir firma olduğu hepimizin malumu, fakat geçtiğimiz hafta duyurulan Nintendo Labo, kartonlarla ve Nintendo Switch ile yapılabilecekleri bambaşka bir noktaya taşıdı. Fazla uzatmıyorum, izleyin ve aklınızı kaybedin!
  • Whatsapp, bu hafta Business modunu duyurdu. Anladığım kadarıyla küçük işletmelere bot destekli mesajlaşma fasilitesi sağlayacak bu yeni kırılım, özellikle ülkemizde epey sağlam karşılık görecektir diye düşünüyorum.
  • Arjantin'deki McHappy gününde, McDonalds'lar sattıkları tüm Big Mac'lerden elde ettikleri geliri, kansere karşı savaşan çocuklar için bağışlıyormuş. Burger King bu sene çok güzel bir jest yapmış ve McHappy gününde gelen ve Whopper isteyen tüm müşterilerini McDonalds'a yönlendirmiş. Üzerine ilginç tartışmaların dönebileceği ve kime yaradığı tartışılabilecek bu konuyla ilgili videoya da mutlaka göz atın derim.
Unuttuysanız diye 😇
⭐️ Geçtiğimiz hafta ankete zaman ayıran herkese çok teşekkür ederim. Gözden kaçmış olma ihtimaline karşın, bu hafta da anketi tutmak istedim, dolayısıyla 1-2 dakikanızı alacak minik anketi dolduruverirseniz çok sevinirim :)
Kapanış
Bu bülteni sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler 😍 
Dilerseniz en alttaki çeşitli butonları kullanarak paylaşabilir, ya da ilgisini çekecek arkadaşlarınıza basitçe bu maili “forwardlayabilirsiniz”.
Bültenle ilgili fikir, görüş ve önerilerinizi bu e-postayı doğrudan yanıtlayarak bana hemen iletebilirsiniz. 
Yanı sıra, ilginç veya hype :) olduğunu düşündüğünüz konuları iletirseniz, okumaktan ve üzerine konuşmaktan büyük mutluluk duyarım (gerçekten duyarım, yazın yani). 
Görüşmek üzere, hype'sız kalmayın 😘
Mert.
Did you enjoy this issue?
If you don't want these updates anymore, please unsubscribe here
If you were forwarded this newsletter and you like it, you can subscribe here
Powered by Revue
Kadıköy, Istanbul