View profile

#9 Özgüvenin kaynağı nedir?

Revue
 
Birlikte düşünelim istiyorum: Özgüvenin kaynağı nedir? Özgüven, yalnızca eksik bilgiyle edinilen ve y
 

Momentum

November 18 · Issue #9 · View online
Pazarlama, içerik, sosyal medya, girişimcilik, kişisel gelişim, üretkenlik ve verimlilik gibi konularda okuyorum, düşünüyorum, üretiyorum ve hayatımı kazanıyorum. Hayatımızın her anında bir momentum olduğuna ve o momentumun farkında olduğumuzda daha mutlu olduğumuza inanıyorum. Ve bu konularda her Pazar akşamı ilham aldığım içerikleri paylaşıyor, size ilham vereceğini düşündüğüm konularda fikir yürütüyorum. Paylaştığım diğer içerikleri takip etmek isterseniz: @batuhanapaydin

Birlikte düşünelim istiyorum: Özgüvenin kaynağı nedir?
Özgüven, yalnızca eksik bilgiyle edinilen ve yalnızca cahil insanlarda bulunan bir huy mudur?
Özgüven, her gün kişisel gelişim yazıları okuyarak ya da çok kitap karıştırarak mı elde edilir?
Özgüven, çok yaşayarak, çok gezerek, çok insan tanıyarak mı oluşur?
Özgüven, yalnızca doğuştan şanslı olanların sahip olduğu bir özellik midir?
Bu soruları soruyorum çünkü birçoğumuz için bunlar “özgüvenin kaynağı nedir” sorusuna verilebilecek yanıtları içeriyor.
Ancak etrafımıza bakıp, özgüven sahibi olduğunu düşündüğümüz kişileri incelediğimizde tek bir ana konu etrafında toplandıklarını görüyoruz.
Hazırlıklı olmaları.
Özgüvenin kaynağı hazırlık yapmaktan gelir ve hazırlık iki aşamadan oluşur: Planlamak ve pratik yapmak.
İş geliştirirken, potansiyel bir partnerle görüşmeden önce, freelance iş teklifi verirken, iş görüşmesine girerken ya da en basitinden bir e-bülten hazırlarken… Ne olduğu fark etmeksizin planlıyorum. Kimi hedefliyorum, problemi ne, nasıl bir değer yaratabilirim, hangi kanallardan ulaşabilirim, pazarda başka kimler var, onların yapamadığı neyi yapabilirim, nasıl bir reaksiyon alabilirim, bu reaksiyona nasıl reaksiyon verebilirim…
Hazırlıklı olmak isteyen için sorabileceği sorular sonsuz.
Her cevapladığınız soruda ise planınızı biraz daha genişletiyor, daha hazırlıklı oluyorsunuz.
6 yaşımdayken A4 kağıtlarına Red Kit ve Ninja Kaplumbağalar'ı çizer, Bilim Çocuk'un en ilginç sayfalarını keser ve yapıştırır, sonra da bu kağıtları birbirine zımbalayıp anne babama satmaya çalışırdım. Gazetemin adı Öğlen‘di (çünkü birileri benden erken davranıp Sabah ve Akşam diye gazete kurmuşlardı bile). 14 yaşımdayken (yıl 2002'yken) Championship Manager'la ilgili içerik sitesi kurmuştum, oyunun forumlarında yakaladığım o zamanın “influencer"larıyla birlikte rehberler, yamalar, röportajlar yayınlıyordum (1, 2). Üniversiteye geldiğimde bloglar, mezun olduğumda içerik siteleri yönettim… Yıllar boyunca iş ve ürün geliştirme ile pazarlama konularında bol bol tecrübe edinmiş oldum (ve edinmeye-öğrenmeye devam ediyorum).
Hazırlıklı olmak isteyen için -özellikle bu zamanda- tecrübe edinebileceği fırsatlar sonsuz.
Her tecrübenizde, her tekrarınızda ise pratiğinizi biraz daha artırıyor, daha hazırlıklı oluyorsunuz.
İşler sıkıştığında, bir kriz olduğunda, çözülmesi gereken bir problem ortaya çıktığında daha önce hazırlığını, yani planını ya da pratiğini yapmadığınız bir konuda nasıl doğru karar alabilir, doğru adım atabilirsiniz?
Ancak iyi bir hazırlık ile, yani iyi bir planlama ve sık tekrar ile neyi yapabileceğinizi ve neyi yapamayacağınızı bilebilirsiniz.
Neyi yapıp neyi yapamayacağının farkında olmak, özgüvenli insanların sahip olduğu bir davranış şeklidir.
Şimdi tekrar soralım: Özgüvenin kaynağı nedir, özgüven nasıl kazanılır?
Planlayarak.
Pratik yaparak.
Hazırlıklı olarak.
Çünkü özgüven kendi kendine oluşmaz, özgüven edinilir.

The ultimate measure of a man is not where he stands in moments of comfort and convenience, but where he stands at times of challenge and controversy. - Martin Luther King, Jr.
tr. Bir insanın değeri konfor ve varlık zamanlarında ne yaptığıyla değil, zorluklar ve uyuşmazlıklar sırasında ne yaptığıyla anlaşılır.

#throwbacksunday
4,5 yıl önce yazdığım ama bugüne ve geriye dönüp baktığımda geçerliliğini hala koruduğunu gördüğüm bir yazı.
İki ana neden etrafında şekillendirmişim konuyu. Birincisi yeni içerik formatı yaratmak, ikincisi de sadık ve paylaşımcı komünite geliştirmek.
Sadece içerik sitelerinin değil, her girişimin ders alabileceği konular bunlar, değil mi?
Ancak hem ihtiyacı giderdiğiniz hem de farklı olduğunuz yeni bir ürün ya da servisiniz ile pazarda kendinizi hızlıca gösterebilirsiniz. Ve ancak kitle yaratır, kitlenizin sizi yaymasına yardımcı olur ve tekrar size gelmelerini sağlarsanız başarılı olabilirsiniz.
Türk İnternetindeki En Başarılı İçerik Sitelerinin Ortak Özellikleri | Pazarlamasyon
"Sevdiğim işi nasıl yapabilirim" - Bunu mu demek istediniz?
“Sevdiğiniz işi yapın” cümlesi bomboş insanlar tarafından sürekli tekrar edildiği için içi boşaltılan ve gerçek hayatta uygulanabilir önerilerle desteklenmediği için de artık göz ardı edilen bir fikre dönüştü.
Aslında fikir basit:
Sevdiğiniz konuyu bulun.
Bu konuyla ilgili istikrarlı ve kaliteli bir şekilde içerik üretin.
İşbirliklerine, tekliflere açık olun.
Bunları yapmak için işinizden ayrılmanıza, “tutkularınızın peşinden koşmanıza” gerek yok. Zaten sevdiğiniz konuyla ilgili yaptıklarınız iş gibi gelmeyecek size.
O zaman eğer sadece sizin değil, başkalarının da tatlı/sevimli/huysuz bulduğu bir hayvan dostunuz varsa sizi şöyle alalım, buyrun:
How pet influencers make money on Instagram, according to an agent - Vox How pet influencers make money on Instagram, according to an agent - Vox
Girişimcilere tavsiyeler > Tutkularınızın peşinden koşun
“Girişimcilere tavsiyeler” konusu da aynı “tutkularınızın peşinden koşun"da olduğu gibi içi boşaltılan, at iziyle başka izlerin birbirine karıştığı bir konu haline dönüştü.
Neden?
Çünkü girişimcilik seksi bir konu.
O yüzden mümkünse girişimciliği kendine kıyafet edinenlerin değil, bir startup tecrübesi olan, bir ürün ya da servis geliştirmiş ve kullanıcıyla buluşturmuş, iş kurmuş-yönetmiş (belki de batırmış) ve etrafına fayda sağlamak istediği için tecrübelerini paylaşanların dediklerini dinlememizde fayda var.
My Advice for First-Time Entrepreneurs – Gary Vaynerchuk – Medium My Advice for First-Time Entrepreneurs – Gary Vaynerchuk – Medium
E-posta pazarlaması bir akşam yemeği olsaydı?
E-posta pazarlamasının tekrar yükselişe geçeceğine (hatta geçtiğine) inanıyorum.
Nedeni de basit: Arama motorları ve sosyal medya platformlarından farklı olarak e-postada algoritma değişikliği olmaması ve tamamen kişiselleştirilebilir deneyim imkanı.
Meraklıları için bu konuda geçtiğimiz ay Twitter'da bir zincir oluşturmuştum.
E-posta pazarlamasının, bir pazarlamacı için alet çantasında bulundurması gereken en temel yöntemlerden biri olduğuna inanıyorum.
Kitleyi anlamak, ihtiyacına karşılık verebilmek, doğru başlık, metin ve görsel kullanımı, doğru sıklığı ve doğru akışları (üyelik sonrası ya da sepette kalan ürün aksiyonları vb) planlamak…
E-posta pazarlamasında başarılı olmak, pazarlamanın temel kurallarını da anlamış olmak anlamına geliyor benim için. Bu içerik de bu temel kuralları bir akşam yemeği analojisi üzerinden anlatıyor.
Write Emails People Actually Read - Email Marketing Done Right
Hayır, multi-task yapıyor oluşun marifet değil
Bu konuyla ilgili epey araştırma yayınlandı ve durum üç aşağı beş yukarı şöyle: Aynı anda birçok işi yapıyor olman seni daha başarılı yapmıyor, aksine -muhtemelen- dikkat dağınıklığın olduğu anlamına geliyor ve -muhtemelen- aynı anda yaptığın hiçbir konunun gerçekten hakkını veremiyorsun.
Yani hayır, multi-task yapıyor oluşun marifet değil.
Basit bir matematik formülü gibi düşünün. 10 birim dikkate sahipsiniz ve bir işe ayırdığınız her birimle birlikte o konuda daha iyi hale geliyorsunuz. Eğer sahip olduğunuz birimleri aynı anda başka konulara da ayırırsanız ise asıl konuda daha iyi olma şansını elinizin tersiyle itiyorsunuz.
Bu konuyla ilgili odağı net olmayanların bu içeriği okuduktan sonra günlük planları ve aksiyonları ile ilgili kafalarında yeni fikirlerin oluşacağına inanıyorum.
Do Fewer Things, Better – Dharmesh Shah – Medium Do Fewer Things, Better – Dharmesh Shah – Medium
***
Geçtiğimiz bültende sizden bundan sonraki bültenleri nasıl yapabileceğimle ilgili fikir istemiştim. Sizden 30'a yakın e-posta geldi, müthiş mutlu oldum.
Mutlu olmamın nedeni email sayısı değil. Mutlu olmamın nedeni benim önemsediğim kadar bu bülteni önemseyen insanların olduğunu görmüş olmam.
Fikirleriniz benim için çok değerli çünkü ancak sizi dinleyerek ve anlayarak daha iyi bültenler çıkartabilirim.
Bu bülteni fikirlerine değer verdiğiniz, fikir alışverişi yapmak istediğiniz o güzel insanlara gönderin.
Siz birbirinize lazımsınız.
Biz birbirimize lazımız.
İyi haftalar, sevgiler,
B.
Did you enjoy this issue?
If you don't want these updates anymore, please unsubscribe here
If you were forwarded this newsletter and you like it, you can subscribe here
Powered by Revue