View profile

#3 - Karşılık beklemeden...

Revue
 
Tahmin ediyorsunuzdur, özellikle bu e-bülteni hazırlamak için her hafta okuduğum, dinlediğim ya da iz
 

Momentum

October 7 · Issue #3 · View online
Pazarlama, içerik, sosyal medya, girişimcilik, kişisel gelişim, üretkenlik ve verimlilik gibi konularda okuyorum, düşünüyorum, üretiyorum ve hayatımı kazanıyorum. Hayatımızın her anında bir momentum olduğuna ve o momentumun farkında olduğumuzda daha mutlu olduğumuza inanıyorum. Ve bu konularda her Pazar akşamı ilham aldığım içerikleri paylaşıyor, size ilham vereceğini düşündüğüm konularda fikir yürütüyorum. Paylaştığım diğer içerikleri takip etmek isterseniz: @batuhanapaydin

Tahmin ediyorsunuzdur, özellikle bu e-bülteni hazırlamak için her hafta okuduğum, dinlediğim ya da izlediğim içeriklerden notlar alıyorum. Bazı içerikleri özellikle “hmm bunu paylaşabilirim, baya severler bunu okurlarsa” diye kaydediyorum.
Bazen kafamda o haftanın bülteni için bir konsept yaratıyorum, “bu hafta ‘verimlilik’ üzerine mi daha çok içerik paylaşsam” diyorum örneğin…
Sonra kendime şunu soruyorum:
Neden sana doğrudan maddi kazanç getirmeyecek bir şeye her hafta 5-6 saatini veriyorsun?
Altı üstü 460+ kişi var listemde, on binlerce kişiye de seslenmiyorum.
Aynı vakti ve enerjiyi neden direkt “para kazanacağım” bir şey için harcamıyorum?
Ya da neden aynı süre içinde PS4'te biraz daha Spiderman oynamıyorum?
Çok basit bir cevabı var: Çünkü “seviyorum”.
Yaptığım işe de faydası olan konularla ilgili içerik tüketmeyi, yeni bir şeyler öğrenmeyi seviyorum.
Bunu etrafımla paylaşıp benim gibi daha fazlasını öğrenmek isteyen kişilere faydalı olma fikri beni mutlu ediyor (bizi ne mutlu ediyordu, geçen haftanın son içeriğini hatırlayalım).
Benim gibi düşünen tam 460+ kişinin olduğu fikri beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Ve daha ulaşamadığım yüzlerce, binlerce kişi daha var, biliyorum.
O yüzden her hafta şevkle, tutkuyla hazırlıyorum bu e-bülteni. Aldığı vakitten, abone sayısından, kaç kişinin tıkladığından vs bağımsız olarak.
Bana kaç lira kazandıracağı gibi bir düşüncem olmuyor hiç, karşılık beklemiyorum.
Haftanın içeriklerine geçmeden önce… Geçen haftalarda olduğu gibi bültenin sonunda sizden bir isteğim olacak.
Bazılarınızın zaten hayatında yer alan ama çoğumuzun unuttuğu bir davranış şekliyle ilgili: Karşılık beklemeden vermek.

“The biggest communication problem is we don’t listen to understand. We listen to reply.” - Stephen Covey
(TR: Karşımızdakini anlamak için değil, cevap vermek için dinliyor oluşumuz iletişimdeki en temel problemimiz.)
#ThrowbackSunday: Ağustos 2011'den beri değişen pek bir şey yok gibi?
Bu bültende her hafta en az iki tane Türkçe içerik de olsun istiyorum ama bu bültene dahil edebileceğimiz konularda ve belli bir kalitenin üzerinde olan Türkçe içerikler bulmak pek kolay değil maalesef. Eğer siz bulursanız ve bu e-bültene cevap vererek benimle paylaşırsanız sevinirim, yükümü hafifletirsiniz.
Bu yüzden aslında geçen hafta da aklımda olan kendi #throwbacksunday içeriklerimi eklemeye başlamak istedim. Aşağıdaki içerik benim 2011 yılında, tam 7 sene önce yazdığım ve hala geçerliliği olan bir yazı.
Twitter'ı profesyonel bir amaçla kullanan (ya da pozisyonundan ötürü başka şansı olmayan) ve hala her gün sadece şikayet edenler, spam yapanlar, herhangi bir fayda yaratmayanlar…
Sizi unfollow etmemizin bir sebebi var.
Twitter'da Sizi Neden “Unfollow” Ettim? - Sosyal Medya Twitter'da Sizi Neden “Unfollow” Ettim? - Sosyal Medya
"Sen treni kaçırmış bir milletin çocuğusun."
140journos‘u büyük beğeniyorum. Yaptıkları işi sevdikleri belli, bir fayda yaratmaya çalıştıkları belli…
Her işlerinde farklılar, her işlerinde daha önce görmediğimiz bir açıdan yaklaşıyorlar ve ama maalesef şanssızlıkları bu işi Türkiye'de yapıyor olmaları. Aynı işi ABD'de yapıyor olsalar Vox'un tahtını çoktan sallamışlardı.
yeni salgın: start-up serilerinin ikinci videosu yayında.
Biliyorsunuz, en çok başkalarının tecrübelerinden, hikayelerinden öğrenebiliriz. Bu seri o yüzden değerli.
Umarım dolmuş şoförleri kadar girişimcilerin de korunduğu bir gelecek uzak değildir hiçbirimiz için.
yeni salgın: start-up [bölüm 2: kan ter gözyaşı] - YouTube yeni salgın: start-up [bölüm 2: kan ter gözyaşı] - YouTube
Peki herkes girişimci olmak zorunda mı?
Değil.
Garip olan ise şu: Bundan daha 10 sene önce şirket kurmak, girişimci olmak, bio'ya “co-founder” yazmak moda değildi. Ne oldu da bir anda girişimcilik, üzerine hikayeler, romanlar ve aslında masallar yazılan bir mefhum haline geldi?
Şeytanın bacağını kıran nerd'ler, geek'ler, Steve'ler ve Mark'larla başladı bu hikaye ve küreselleşmenin yaşadığımız bugünkü son aşamasında herkesin birbirine daha da yakın olması, bugün bir şirket (“startup”) kuranın teoride 7 milyar insana ulaşabilecek olmasıyla bugünkü halini aldı.
Peki tek yol girişimcilik mi? Eğer derdiniz para kazanmaksa, ailenizi maddi olarak güvence altına almaksa ve hafta içi akşamları ya da hafta sonu sabahtan akşama kafanızı dinlemekse… Yanlış yerdesiniz.
Girişimci olmak zorunda değilsiniz. Kimse değil.
Don’t become an entrepreneur – The Startup – Medium Don’t become an entrepreneur – The Startup – Medium
"7 yılda 350 kitap okuyarak öğrendiğim: Başarının sırrı okumak değil."
Okumanın bünyede yarattığı ilginç bir rahatlama hali var. İster roman olsun, ister felsefe, isterseniz de içi boş ya da dolu tavsiyelerle dolu bir iş kitabı… Sonuç aynı.
Kaçış.
Yanlış anlaşılmasın. Gerçeklerden kaçış, sağlıksız bir eylem değil kesinlikle. Hepimizin kısa aralıklarla o andan kaçması gerekiyor.
Okuduğunuz bir roman sizi o anın karmaşasından kurtarır, nefes almanızı sağlar. İyi bir felsefe kitabı yanıtını bulamadığınız sorularda size yardımcı olur. Ya da başarılı bir iş insanının özgeçmişini okuyarak ilham alır, sonraki adımınıza karar verirsiniz.
Kaçış, tekrar başlamak üzere kısa süreliğine döngüden ayrılmaksa eğer, sağlıklıdır.
Sağlıksız olan ise bunun bir alışkanlığa, yani “yeni gerçeğe dönüşmesidir”.
Okuyarak daha iyi girişimci olamazsınız. Okuyarak daha iyi yazar olamazsınız. Okuyarak daha iyi ____ olamazsınız.
Daha fazla okumayı, harekete geçmenin yerine koymayın.
Harekete geçin.
8 Things I Learned Reading 50 Books A Year For 7 Years 8 Things I Learned Reading 50 Books A Year For 7 Years
En son ne zaman karşılık beklemeden birine bir şey verdiniz?
Daha başarılı olmanın kesin bir formülü?
Yok.
Daha mutlu olmanın kesin bir formülü?
Yok.
Bu ikisi için de garanti bir formül olmadığını biliyorum, biliyoruz.
Farklı coğrafyalarda farklı insanların tamamen farklı bakış açılarıyla bu ikisine ulaşmaya çalıştığını da biliyoruz. Hepimiz aşağı yukarı bu ikisinin peşindeyiz.
Benim kendimce bir formülüm var ve bugüne kadar bana uzun vadede kazandırmadığı bir an bile yaşamadım. Her coğrafyada her insanla her bakış açısıyla çalıştı, çalışıyor, çalışacak.
Karşılık beklemeden vermek.
Bunun iş kitaplarında karşılığı “value proposition” oluyor, yani karşındakiyle masaya otururken ona nasıl bir değer vaat edeceksin ki o da seninle anlaşacak.
Ben diyorum ki: Etrafına sürekli bilgi, tecrübe, pozitif düşünce aktaranlar, yardım edenler, değer ve fayda yaratanlar bugün ya da yarın, ama sonunda mutlaka kazanırlar.
Kazanmasalar bile iyi hissederler, mutlu olurlar. Karşılık beklemeden vermenin mutsuz ettiği bir senaryo yoktur.
Giving Without Expectation Giving Without Expectation
Her hafta bültenin sonunda bir ricada bulunuyorum sizden. Amacım da bu bültenin tek taraflı, yani sadece benim konuştuğum, karşıdakinin dinlediği bir iletişim formuna dönüşmemesi. E-bültenin doğasına aykırı biliyorum ama yine de bir alışveriş olsun istiyorum aramızda.
Bu hafta sizden bu emaile cevap yazmanızı, fikirlerinizi belirtmenizi istemeyeceğim.
Bu hafta tanıdığınız ya da tanımadığınız birine karşılık beklemeden bir iyilikte bulunmanızı, karşılık beklemeden vermenizi rica ediyorum. Ailenizden birine, iş arkadaşınıza ya da hiç tanımadığınız birine…
Aranızdan bazı pragmatistler şu an gülümsüyor, bazı karamsarlar bu ricayı aptalca buluyor ve diğer kalanlarınız ise günlük hayatlarında karşılık beklemeden güzel bir şey yapmanın getirdiği iç ferahlığının zaten farkında.
İç ferahlığı umrunuzda olmayabilir. Pragmatist bir açıdan geliyorum o zaman: Başınıza gelen güzel şeylerin her birinin perde arkasında daha önce yaptığınız güzel bir şey var.
Bu hayatta şans diye bir şey yok. Etki-tepki var, neden-sonuç var. Yaptıklarınız ve yaşadıklarınız var.
Şimdi bu “matematiği” günlük hayatınızda sürekli hale getirdiğinizi düşünün.
İster durup dururken ekip arkadaşlarınıza Türk kahvesi hazırlayın, ister beğendiğiniz bir yazının/videonun altına pozitif bir yorum bırakın, ister bir arkadaşınıza bir kitap hediye edin, isterseniz de bu bülteni ilham alacağını düşündüğünüz bir arkadaşınıza gönderin…
Bu hafta karşılık beklemeyin.
İyi haftalar, sevgiler,
B.
not: Merak edenler için 2. sayının istatistikleri:
  • İlk sayı 270 kişiye, ikinci sayı ise 432 kişiye gitti.
  • İlk sayıda %78 olan açılma oranı, ikinci sayıda abone sayısının ikiye katlanmasına rağmen benzer oranda kaldı: %69. Müthiş.
  • E-bülteni açanların %42'si en az bir linke tıkladı, bu oran geçen hafta %41'di.
  • En fazla tıklanan link Yiğit Konur'un Pazarlama Uzmanları için Verimlilik İpuçları videosu oldu.
  • İkinci sayıdan sonra 30'dan fazla email aldım. Yüz yüze tanışmadığım insanlarla “mutluluk” üzerine yazıştık, yüz yüze tanışmadığım insanlardan yeni bir şeyler öğrendim. Teşekkür ederim!
Did you enjoy this issue?
If you don't want these updates anymore, please unsubscribe here
If you were forwarded this newsletter and you like it, you can subscribe here
Powered by Revue