View profile

#2 Mutluluk neydi? Tatile çıkmak mı, yeni iPhone almak mı?

Revue
 
Geçen hafta yayına aldığım ilk sayıyla ilgili birkaç bilgi vererek bu sayıya başlamak istiyorum: İlk
 

Momentum

September 30 · Issue #2 · View online
Pazarlama, içerik, sosyal medya, girişimcilik, kişisel gelişim, üretkenlik ve verimlilik gibi konularda okuyorum, düşünüyorum, üretiyorum ve hayatımı kazanıyorum. Hayatımızın her anında bir momentum olduğuna ve o momentumun farkında olduğumuzda daha mutlu olduğumuza inanıyorum. Ve bu konularda her Pazar akşamı ilham aldığım içerikleri paylaşıyor, size ilham vereceğini düşündüğüm konularda fikir yürütüyorum. Paylaştığım diğer içerikleri takip etmek isterseniz: @batuhanapaydin

Geçen hafta yayına aldığım ilk sayıyla ilgili birkaç bilgi vererek bu sayıya başlamak istiyorum:
  • İlk sayı yayına girdiğinde 270 kişi abone olmuştu (an itibarıyla sizin de desteğinizle 431 kişiyiz)
  • Bu kişilerin %78'i e-bülteni açtı, yüzde 41'i de bültendeki linklere tıkladı, yeni şeyler öğrendi ve haftaya ilham alarak başladı
  • En fazla tıklanan link Dave McClure'un AARRR sunumu oldu.
  • E-bülteni yayına aldıktan sonra 20'den fazla kişi e-mail gönderdi, hepsiyle tek tek yazıştık. Bu kişiler ya teşekkür etti ya da e-bültenle ilgili geri bildirimini, fikrini iletti. Hatta iki arkadaşımızla birlikte ileride neler yapabiliriz diye konuşmaya başladık. Neden olmasın?
  • Ve bu e-bülteni yapmaya karar vermem, konsepti belirlemem, nasıl yayılacağını planlamam ve duyurusunu yapmam toplamda sadece 3 saatimi aldı.
Her fikir 3 saatte gerçeğe dönüşmez ama hiçbir fikir de kendi kendine gerçek olmaz.
Aklınızdaki için “biraz daha bekleyeyim, hazırlık yapayım, araştırayım, emin olayım” dediğiniz her an fikirden uzaklaştığınız andır.
Ufak ufak başlayın, yolda her problemi çözersiniz. Yeter ki başlayın. Yeter ki “mantıklı bahaneler” üretmeyin.
Bu konuyla ilgili ileride biraz daha konuşacağız, söz veriyorum. Küçük başlamaya, yolda öğrenmeye, hata yapmayı göze almaya ihtiyacımız var. Ve bir de bazen bunları birilerinin hatırlatmasına, bizi cesaretlendirmesine ihtiyacımız var.
Haftanın içeriklerine geçmeden önce hızlı hatırlatma: E-bültenin en sonunda ufak bir anket değerlendirmesi var, sizin de fikirlerinizi çok merak ediyorum.

“The purpose of life is not to be happy. It is to be useful, to be honorable, to be compassionate, to have it make some difference that you have lived and lived well.” - Ralph Waldo Emerson
Pazarlama uzmanları için 42 farklı verimlilik aracı
Yanılıyorsam düzeltin: Verimlilik (efficiency) ve üretkenlik (productivity) konuları özellikle son birkaç yıldır hiç olmadığı kadar popüler hale geldi.
Özellikle girişimcilerin “gün içinde daha etkili nasıl üretiriz/çalışırız” sorusuna cevap veren farklı farklı yazılar, videolar, podcastler, konferanslar, mobil uygulamalar görüyoruz.
Geçmişten bugüne rekabet zaten hep vardı ama herkesin ne yaptığı geçmişe kıyasla çok daha fazla göz önünde olduğu için artık “hissedilen rekabet” daha da yüksek.
Ben ise şu bakış açısıyla daha sağlıklı bir verimliliğin peşinden koşabileceğimizi düşünüyorum: Öğrenilecek, denenecek, yapılacak çok şey var ve hayat kısa; daha fazlası için hayatımızı organize edebiliriz.
Geçtiğimiz 2,5 yıl boyunca birlikte çalıştığım Yiğit'in, Pocket‘ımın derinliklerinde bulduğum bir sunumuyla başlamak istiyorum. Yiğit bu sunumunda pazarlama uzmanları için 42 farklı araçtan bahsediyor.
Eğer videoyu izlemek için 40 dakikanız yoksa araçlara sırasıyla http://bit.ly/yigit-1, http://bit.ly/yigit-2 linkleri üzerinden sayıları değiştirerek erişebilirsiniz.
Kendisi ufak ama etkisi büyük değişiklikler için bu araçların size ilham vereceğine eminim.
Pazarlama Uzmanları için Verimlilik İpuçları - Yiğit Konur - YouTube Pazarlama Uzmanları için Verimlilik İpuçları - Yiğit Konur - YouTube
Yasaklansın: "Ay vallahi hiç anlamıyorum yazılımcıların ne konuştuğunu..."
İşi kod yazmak olmayanların, işi kod yazmak olanların başka bir dünyadan geldiğini düşünmesi yaygın olan.
Normal olan ise kod bilmeyenlerin kod bilenlerle birlikte çalışmasının şart oluşu ve “ay vallahi hiç anlamıyorum ne dediklerini” gibi bir cümleyi sarf etmenin yasaklanması gerekliliği.
Stack Overflow'un 100 binden fazla yazılımcı ile yaptığı araştırmadan çıkan sonuçları görerek kafanızdaki yazılımcı profili ile gerçekteki arasında daha doğru bir bağ kurmanız mümkün. Eğer bu e-bültene abone olan bir yazılımcı iseniz ise kendinizi dünyadaki diğer yazılımcılarla karşılaştırarak nerede durduğunuzu anlayabilirsiniz.
Insights from Stack Overflow’s 2018 survey of 100,000 developers
Google'da bir Ürün Müdürü'nün ortalama bir günü nasıl geçiyor?
Ürün Müdürü dendiğinde aklınıza ne geliyor bilmiyorum ama her şirkette biraz biraz farklı olsa da ben şöyle tanımlıyorum:
Pazarın ihtiyacı olduğu düşünülen bir ürünün ortaya çıkarılması için tasarım, teknoloji ve business açılarından ele alarak araştırma ve planlama yapan ve ürünün ortaya çıkmasında rol alacak farklı grupların (yazılımcı, tasarımcı vb) sürece verimli şekilde dahil olmalarını sağlayan yönetici.
Konuyla ilgili ek okuma yapmak isterseniz:
Her ne kadar sorumluluk ve etki alanı klasik bir Ürün Müdürü tanımına kıyasla çok daha geniş olsa da ben de 4,5 yıl boyunca Yemeksepeti'nde Ürün Müdürü olarak çalışmıştım:
Google'da çalışan bir Ürün Müdürü'nün ortalama bir gününün nasıl geçtiğini okuduğunuzda ise iş yapış şekilleri ve süreçlerinde “iletişim"in aslında ne kadar zaman aldığını ve gerekli olduğunu göreceksiniz.
Day in the Life of a Google Product Manager – Product Management Insider – Medium Day in the Life of a Google Product Manager – Product Management Insider – Medium
Nasıl karar veriyoruz, ne kadar rasyoneliz?
1-2 dakikadır parmaklarım klavyenin üzerinde duruyor ve içinde insan faktörünün olmadığı bir meslek dalı düşünüyorum. Aklıma gelmiyor, pes ediyorum.
Pazarlama, reklam, yazılım, servis, B2B, B2C, inşaat, restoran, süpermarket, sağlık, turizm… İstediğiniz mesleği ele alın, sonunda bir değer üretilen her yerde insan var.
Ve insanları isterseniz “bazen duyguları bazen de mantığı ile hareket eden bir organizma” diye basit bir tanıma sıkıştırın ya da “geçmişte olanları, şimdi yaşananları ve gelecekte olacakları veri düzeninde işleyerek karar veren bir işlemci” olarak kabul edin… Verdiğimiz her kararın bir nedeni var.
Peki nasıl karar veriyoruz?
Deloitte Türkiye'den Aysun Özen'in Marketing Türkiye'de yayınlanan “Davranışsal Ekonomi” konulu yazısını Emre'nin haftalık bülteninde gördüm. Vesileyle onun da bültenini takip etmenizi öneririm.
Davranışsal ekonomi: Rasyonel değiliz, hiçbirimiz… O halde… | Marketing Türkiye Davranışsal ekonomi: Rasyonel değiliz, hiçbirimiz… O halde… | Marketing Türkiye
Mutluluk neydi? Tatile çıkmak mı, yeni iPhone almak mı?
Mutluluğu bir sonuç olarak görüyoruz değil mi?
Varmaya çalıştığımız. Yolun sonundaki. Çok çalışarak. Sonra tatile çıkarak. Yeni telefon ya da kıyafet alarak. Hafta sonu rakıya çıkarak ya da maça giderek.
Evet, bunlar bizi mutlu ediyor ama kalıcı mutluluğu getiriyor mu? Yoksa her seferinde o mutluluğu tekrar hatırlamak, tekrar yakalamak için o eylemi tekrarlamamız mı gerekiyor?
Peki bizi gerçekten tatmin eden nedir, gerçek mutluluk nedir?
Benim için mutluluğun tanımı uzun bir süredir çok net:
Faydalı olmak, değer yaratmak, yardım etmek.
Etrafına, işine, ailene, kendine… Yapmak zorunda oldukların dışında bir amacının, bir tutkunun olması ve yaptıklarınla etrafına dokunman.
The Purpose Of Life Is Not Happiness: It’s Usefulness The Purpose Of Life Is Not Happiness: It’s Usefulness
Be willing to be a beginner every single morning. - Meister Eckhart
Bülteni bitirmeden geçen hafta yaptığım ve podcast anketinde olduğu gibi binden fazla kişinin oy verdiği, sonuçlarına dev şaşırdığım “şirketinizde hangisi olsa daha mutlu olursunuz” anketinin sonuçlarını paylaşmak istiyorum.
Şıkları belirlerken oyun (playstation, masa tenisi vb) + ücretsiz yiyecek ve içeceğin az oy alacağına emindim. Ama ya zam ya da stok opsiyonunun (özellikle Türkiye'nin ekonomik koşullarında) zirvede yer alacağını, yani maddiyatın, uzaktan çalışma isteğinin önüne geçeceğini düşünüyordum.
Evden çalışabilme isteğinin oy canavarı oluşunu iki açıdan yorumlayabiliriz: (1) Çalışanlar ofislerinde boğuluyor, sıkılıyor ve farklı yerlerde çalışmak istiyorlar. (2) Çalışanlar (bu ankete millenial'ların yanıt verdiğini düşünürsek) kendi yoğunluklarını ve çalışma düzenlerini kendileri belirlemek istiyor, böyle daha verimli olacaklarına inanıyorlar.
Siz ne düşünüyorsunuz? Bu ankete oy verdiyseniz neyi düşünerek oy verdiniz? Vermediyseniz bu dağılımı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu e-bültene yanıt vererek fikirlerinizi benimle paylaşır mısınız? Düşüncelerinizi gerçekten merak ediyorum.
Umarım keyifli bir e-bülten olmuştur ve yeni haftaya başlamadan önce yeni bir şeyler okuyarak ve öğrenerek benim gibi siz de ilham almışsınızdır.
Bu e-bülteni sizin gibi merakla okuyacağını düşündüğünüz, ilham almasını isteyeceğiniz arkadaşlarınıza gönderirseniz hep birlikte daha fazla insana ulaşabilir, daha fazla değer ve ilham yaratabiliriz.
Değişim ufak bir hareketle, basit bir kıvılcımla, tek bir adımla başlıyor. Sonra gerisi geliyor.
İyi haftalar, sevgiler,
B.
Did you enjoy this issue?
If you don't want these updates anymore, please unsubscribe here
If you were forwarded this newsletter and you like it, you can subscribe here
Powered by Revue