View profile

#11 Pazarlamanın 4P'si > "Kanalıma hoş geldiniz"

Revue
 
not: Bültenin sonunda iki sorum olacak size, fikirlerinizle bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Bu
 

Momentum

December 2 · Issue #11 · View online
Pazarlama, içerik, sosyal medya, girişimcilik, kişisel gelişim, üretkenlik ve verimlilik gibi konularda okuyorum, düşünüyorum, üretiyorum ve hayatımı kazanıyorum. Hayatımızın her anında bir momentum olduğuna ve o momentumun farkında olduğumuzda daha mutlu olduğumuza inanıyorum. Ve bu konularda her Pazar akşamı ilham aldığım içerikleri paylaşıyor, size ilham vereceğini düşündüğüm konularda fikir yürütüyorum. Paylaştığım diğer içerikleri takip etmek isterseniz: @batuhanapaydin

not: Bültenin sonunda iki sorum olacak size, fikirlerinizle bana yardımcı olursanız çok sevinirim.
Bu yıllarda doğduğum, büyüdüğüm, öğrendiğim ve ürettiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Siz de öyle hissetmelisiniz.
Dünya üzerinde üretilmiş ve üretilmekte olan bilginin tümüne anında erişimimiz var. Olanaklarımız sınırsız; kendi işimizi/projemizi geliştirebilir, olmadığını görüp bir başkasını aynı hızda planlayabiliriz. Zamandan ve mekandan bağımsız çalışabilir, bizden farklı konularda uzman olan başkalarıyla kolayca bir araya gelip, birlikte üretebiliriz.
Kendini tekrar etmeyen, sürekli yenilenen ve böylece daima öğrenme halinde olduğumuz, kendimizi hiç tekrar etmek durumunda kalmadığımız bir dijital dünyanın içindeyiz.
Fırsatlar sonsuz. Şanslıyız.
Şanslıyız, evet ama (her güzel şeyin bir “ama"sı mutlaka var) bunların tümü hız ve adaptasyonla bağlantılı.
Evrimin bugünlerdeki halkasında hızlı öğrenip adapte olamayanlar fırsatları da kullanmakta geride kalıyorlar.
Bu bizi pazarlamada hangi noktaya getiriyor biliyor musunuz?
O günün trendi olan pazarlama araçlarının nasıl kullanılacağını hızla öğrenmek ve hedeflerimiz uğruna sistemi ve algoritmaları hacklemek.
Maalesef tam da aynı sebepten ötürü pazarlamanın temel kurallarını bilmek ve insanı, temel davranışlarını ve karar alma süreçlerini anlamak, toplulukların nasıl hareket ettiğini, birbirinden nasıl etkilendiğini gözlemlemek bu dünyanın önceliği değil.
Amacım kimseyi kötülemek değil, durum tespiti yapmak. Eminim şu arkadaşları siz de etrafınızda görüyorsunuz:
> SEO'da temel prensipleri anlayan, ilgili aramalarda ilk sıralara/sayfalara çıkmak için neler yapılması gerektiğini bilen ancak kullanıcıların (tüketicilerin) hangi motivasyonlarla arama yaptığını, nelerden etkilendiğini bilmeyen, hangi kelimelerle yapılan aramaların neticesinde hangi eylemleri (tıklama, bilgi edinme, satın alma vb) gerçekleştirebileceğinin farkında olmayan, bu konuda okumayı, düşünmeyi, araştırmayı gerekli bulmayan SEO profesyonelleri.
^ Neden böyleler? Çünkü bugünün ana hedefi "ilk sıralara çıkmak”. Onlar da ilk sıralara çıkmak için ne gerekliyse onu okuyor, öğreniyor ve tecrübe ediyorlar.
> Ölçümlemeyi bilen, rakamlarla arası iyi olan, birbirinden farklı verileri birbiriyle eşleştirebilen ve anlamlandırabilen ancak üyelerin (tüketicilerin) hangi davranışlarının ve motivasyonlarının bu verileri yarattığını bilmeyen, site üzerindeki call-to-action butonları, metinler, renkler vb temel elementler dışında hangi sebeplerle seçimlerde bulunduklarının farkında olmayan, bu konuda okumayı, düşünmeyi, araştırmayı gerekli bulmayan veri mühendisleri.
^ Neden böyleler? Çünkü bugünün öncelikli hedefi verileri şirketlerin hedefleri çerçevesinde anlamlandırmak ve maalesef insanlar üzerinden değil, veriler üzerinden aksiyon planları geliştirmek. Onlar da bunun için ne gerekliyse onu okuyor, öğreniyor ve tecrübe ediyorlar.
> Sosyal ağların yazısız kurallarını bilen, hangi görselin ve metnin tıklanacağını, beğenileceğini hisseden ancak takipçilerin (tüketicilerin) hangi dürtülerle kendilerini markalarla eşleştirdiğini ve aidiyet yarattığını bilmeyen ve markaların verdiği her mesajın hem bugünkü hem de gelecekteki marka-tüketici ilişkisine etki ettiğinin farkında olmayan, bu konuda okumayı, düşünmeyi, araştırmayı gerekli bulmayan sosyal medya uzmanları.
^ Neden böyleler? Çünkü bugünün öncelikli hedefi “engagement yaratmak”, daha fazla beğeni, takipçi, trafik, izlenme kazanmak. Onlar da bunun için ne gerekliyse onu okuyor, öğreniyor ve tecrübe ediyorlar.
Örnekleri çoğaltabilirsiniz: Influencer marketing profesyonelleri, video marketing uzmanları, email marketing yöneticileri…
Bugünün formülü aslında tam olarak şöyle:
  • Yeni sosyal ağa, formata, pazarlama aracına hızlıca adapte ol, giriş yap
  • Etkileşim yarat, reklam harcamalarını optimize et, algoritmayı hackle.
  • İlk maddeye geri dön.
Kimseyi kötülemek istemiyorum çünkü bugünün dünyası temel oluşturmayı ve bilgiyi sindirmeyi değil, hızlı öğrenmeyi ve adaptasyonu, yani sistemi en hızlı ve en etkili hackleyeni öne çıkartıyor.
Ben hala aksini düşünen romantiklerdenim.
David Ogilvy'nin şu nefis kitabı hep başucumda durur. Pazarlamanın 4P'si -güncellemek şart olsa da- bence hala en temel öğretilerdendir. Robert Cialdini'nin yazdığı İknanın Psikolojisi‘ni birkaç yılda bir tekrar okumak gerekir. Mümkünse Instagram/Youtube ünlülerinin ya da yeni nesil girişimcilerin değil, 80'lerde, 90'larda dirsek çürütmüş reklam ve pazarlama uzmanlarının TED konuşmalarını dinlemek farzdır.
Bugünün trendlerini, arama motoru algoritmalarının mantığını, kullanıcıların sitemizde nasıl gezdiğini ya da TikTok'ta başarı formüllerini bilmek zorundayız, bu konu tartışmaya kapalı.
Ama aynı anda keşke pazarlamanın temel prensiplerini, tüketicilerin nasıl karar aldığını, toplumların hangi motivasyonlarla hareket ettiğini de aynı iştahla bilmek zorunda kalsak…

The fastest way to change yourself is to hang out with people who are already the way you want to be. - Ben Casnocha 
tr. Kendinizi değiştirmenizin en hızlı yolu, zaten olmak istediğiniz yerde olan kişilerle daha çok vakit geçirmenizdir.

İnsanlar markanızla ilgilenmiyor...
Bu tespit aynı zamanda bir pazarlama klasiğidir ve bu yüzden unutulur, tekrar hatırlamak gerekir.
İnsanlar markanızla değil, markanızın onlara ne hissettirdiğiyle ilgilenir.
Hatta daha da ilerletelim: İnsanlar markanızla ya da markanızın ne hissettirdiğiyle değil, insanlar kendi ihtiyaçları, duyguları ve motivasyonları ile ilgilenir ve markanız belki bu konuda onlara yardımcı olur.
Seth Godin'e kulak verelim.
not: Eğer bu yazıyı “Medium Premium” içeriği olduğu için okuyamazsanız, gizli pencerede (incognito) açmayı deneyin lütfen. Eğer o da olmuyorsa tavsiyem aylık 5 dolara Medium'a ücretli üyelik olmanız ve Medium'u ve içerik üreticilerini desteklemeniz.
What Your Dog Knows About Marketing – Medium What Your Dog Knows About Marketing – Medium
BİM ve A101'in felsefesi, biraz daha parlatılmış halde
Brandless (markasız), yeni nesil bir markanın ismi. Adından da tahmin edeceğiniz üzere marka konumlamaları, markasız olmak üzerine.
Ürünlerinin üzerinde ürün neyse o yazıyor. Makarna. Diş macunu. Süt.
Ve her şey 3 dolar.
Bazı markaları neden tercih ediyoruz ve bazılarını neden tercih etmiyoruz sorusunun cevabı, markanın bize ne hissettirdiğiyle doğrudan bağlantılı.
Peki bir marka bize hiçbir şey hissetmemeyi vaat ediyorsa, gerçekte neyi vaat ediyor?
What a brandless brand is selling you | The Outline What a brandless brand is selling you | The Outline
"Rakamlar… Rakamlar albayım, bazı anlamlara gelmiyor."
Influencer marketing geçici değil, gayet de kalıcı bir trend. Nedeni de basit.
Artık markalar ve medya şirketleri kadar son tüketiciler, yani bireyler de kaliteli/sık içerik üretebiliyor ve kaliteli/sık içerik üretmenin maliyeti geçmişe kıyasla çok çok daha düşük. Ve bu kişiler sevdikleri konularda içerik üreterek para kazanmanın tadını aldı.
Onları gören yeni nesil de “büyüyünce influencer olacağım!” diye boy atıyor.
Yani bu trend bitmez; gelişerek, evrilerek devam eder.
Sorunlarını da beraberinde getirir; sorunları da gelişerek, evrilerek devam eder.
10 Problems Plaguing Influencer Marketing | SparkToro 10 Problems Plaguing Influencer Marketing | SparkToro
Doğru kelime: SALGIN
Salgın kelimesi bildiğiniz üzere kısaca “hastalık” anlamına geliyor ama aşağıdaki konunun özelinde sözlük anlamı açıkçası beni çok daha tatmin ediyor.
sıfat
  1. kısa bir zaman içinde çevredeki insanların, hayvanların ya da bitkilerin büyük bir bölümüne bulaşan (hastalık).
140journos'un hazırladığı videonun benim için en çarpıcı anları bazı Youtuberların kalitesiz ve boş içerik ürettiklerini itiraf ettikleri anlar oldu.
Daha iyisinin mümkün olduğunu düşünerek umutlanalım mı, yoksa farkında olmalarına rağmen “talep bu” gerekçesine sırtlarını yaslamalarına köpürelim mi?
yeni salgın: youtuber [bölüm 1: kanalıma hoş geldiniz] yeni salgın: youtuber [bölüm 1: kanalıma hoş geldiniz]
"Çok değilmiş ya..."
Soğuk havalarda bere takmak benim için bir ihtiyaç değil, olsa da olur olmasa da.
Geçen günlerde bir mağazada bir bere beğendim ve son zamanlarda hep yaptığım gibi fiyatına bakmadan önce kaç dolar olursa bu bereyi satın alacağımı düşündüm.
“Eğer bu bere 20 dolar ya da altındaysa satın alacağım, daha fazlaysa almayacağım.”
Bere 30 dolardı, satın almadım. Satın alma gücüm olmasına rağmen almadım çünkü bere benim için acil ya da zorunlu bir ihtiyaç değil ve benim ona biçtiğim değerin üzerinde fiyatlandırılmış.
Ancak eğer beğendiğim o berenin direkt fiyatına baksaydım muhtemelen satın almak üzere bilinçaltıma şu mesajı gönderecektim:
“Çok değilmiş ya, 30 dolar bu bere için gayet iyi. Alayım o zaman.”
Çünkü beğendiğimiz şeyler için bilinçaltımıza oyunlar oynamakta, realiteyi bükmekte pek yetenekliyiz.
Ancak satın alma isteği ve iştahının, satın alabileceklerimizin, sahip olabileceklerimizin sonu yok. Nedeni de hepimizin geliştirdiği bu ve benzeri alışkanlıklar.
5 Common Mental Errors That Sway You From Making Good Decisions 5 Common Mental Errors That Sway You From Making Good Decisions
***
Haftayı kapatmadan önce iki sorum olacak size, bu emaile yanıt vererek bana yardımcı olursanız, fikir verirseniz çok sevinirim.
Birincisi bültenin gidişatı üzerine: Son haftalarda daha çok harekete geçmek, istikrarlı olmak, girişimci gibi düşünmek, küçük adımlar atarak ilerlemek, hayal kurmak ve özgüvenin kaynağı gibi bana göre hayattaki momentumumuzu belirlemeye yarayan konularda düşünüyor ve fikirlerimi paylaşıyordum. Bu hafta olduğu gibi önümüzdeki haftalarda giriş kısmında pazarlamayla ilgili konulara da girmeyi düşünüyorum. Fikirlerinizi merak ediyorum: Hangi konular daha çok ilginizi çekiyor? Hangi konuları daha çok konuşalım istersiniz?
İkincisi: Bu bülteni hazırlarken pazarlama üzerine okunabilecek ne kadar çok kitap olduğunu -ve bazı temel kitapları hala okumamış olduğumu- hatırladım. Hem kendimi hem de sizi daha çok kitap okumaya teşvik etmek adına önümüzdeki haftalarda çekilişle pazarlama üzerine kitaplar hediye etsem bu hareketimi -retweetle vs yarışma yapılmasını- çirkin bulur musunuz?
Her hafta kendi kendime konuştuğum değil, sizi gözümün önüne getirerek, size (ve sizin sayenizde bana) ilham vermesini umarak hazırladığım bir bülten bu. Dolayısıyla sizin istedikleriniz ve benim yapabileceklerimle şekillensin istiyorum bu bülten.
Fikirlerinizi merakla bekliyorum.
İyi haftalar, sevgiler,
B.
Did you enjoy this issue?
If you don't want these updates anymore, please unsubscribe here
If you were forwarded this newsletter and you like it, you can subscribe here
Powered by Revue