Profile bak

Haftalık muhabbetler - Sayı #8

Revue
 
Aşağıdaki konular hakkındaki keyifli sohbetimizi podcast serimizin 4. bölümünde dinleyebilirsiniz.🤗
 

3 Kadın 1 Dünya

1 Aralık · Konu #8 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, taa lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık ve değişim yaratmak istediğimiz konuları ve tabii bir de ruhumuzu doyuran kültür, sanat ve edebiyat önerilerimizi her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris.

Aşağıdaki konular hakkındaki keyifli sohbetimizi podcast serimizin 4. bölümünde dinleyebilirsiniz.🤗

Gençlik Ateşi
Bir süredir Greta Thurnberg’i büyük bir aşkla takip ediyordum, bu hafta listemdeki genç aktivistlere birkaç tane daha eklendi. Amerikalı bir hocam, ABD’de önü alınamayan silah satışları ve terörünü protesto eden Emma Gonzalez’den bahsetti; Emma’yı izlerken David Hogg - Lauren Hogg kardeşleri keşfettim.
Şimdi biz “yetişkin” olduk ya, bu “genç”leri izlerken zihnimden şöyle düşünceler geçtiğini fark ettim: “Vay be, 18 yaşındalar ama nasıl da konuşuyorlar…” “Nasıl binlerce kişilik bir topluluğa hitap ediyorlar…” “Ay biz 18 yaşındayken dedikodu yapıyorduk…” 
Fark ettiğim bu düşünceleri de garipsedim.
İçinde biraz doğruluk payı var, yok değil. Evet, saçma sapan şeylere ağlayıp, saatlerce kim ne demiş, kim kime bakmış diye konuşuyorduk. Öte yandan, 18 yaşındaki halimin isyanını da hatırlıyorum. Anneme - babama isyan, toplumun baskılarına isyan; yetişemediğim sınavlara, kitaplara, sorumluluklara isyan; erkek arkadaşlarıma isyan, kız arkadaşlarıma isyan. Yetişkinler tarafından doğru ya da normal olarak kabul edilen şeylerin nasıl mantık dışı geldiğini, ve o isyanın beni nasıl harekete geçirdiğini hatırlıyorum. Ve yaşımın gençliğine bakmadan burnumu soktuğum ciddi konuları, atıldığım projeleri de.
Bir yerlerde şöyle bir söz okudum geçen gün: Bugüne kadar yaşadığımız her yaş, aslında hala içimizde. Yani bugün 31 yaşındayım ama, 18 yaşındaki halim de hala benimle. Etrafımdaki bu genç aktivistleri gördükçe, o 18 yaş halime biraz daha tutunasım, ölü toprağımı atıp silkinip, değer verdiğim şeyler için biraz daha savaşasım geliyor.
Emma Gonzalez'in March for Our Lives konuşması
David ve Lauren Hogg Jimmy Fallon'a okullarındaki saldırıyı anlatıyor
Co-founder Cennetinde No-founder Olmak
Son beş senedir sanki Linkedin’de bir co-founder enflasyonu var. Kafamı nereye çevirsem birileri bir yerde bir iş kurmuş, co-founder (kurucu ortak) olmuş gibi geliyor. Üstelik de bu yeni girişimlerin bazılarının aldığı yatırımlar dudak uçuklatan cinsten. Bunları görünce, bir de üstüne arkadaşlarla konuşunca, bir düşünce toz bulutu başlıyor: Biz mi bi yerde yanlış yaptık konuşmaları, ah üniversitedeyken kuracaktık bir şeyler elbet biri tutardı iddiaları… Yoksa treni kaçırdık mı? Aslında aklımız da çalışıyor?! Yapanlar bizden daha mı iyi sanki. Bak yurtdışında bilmem ne bir uygulama geliştirmiş sonra şirketi bilmem kaç milyon dolara satmış.🤯 Baya koyu muhabbet çıkıyor genelde bu konulardan. 
Peki neden bu konular bu kadar ateşli konuşmalara neden oluyor diye düşününce ilk aklıma gelen bir kuşak-kültür çatışması içinde büyüdüğümüz oldu. Bir yandan bizim kuşak (1981-1996 arası doğmuş Y kuşağı, yani Millenials) Apple, Google, Facebook gibi şirketlerin milyar dolarlık şirket olmalarına, üniversite terk Steve Jobs’ların, Mark Zuckerberg’lerin sıfırdan bir imparatorluk yaratmalarına tanıklık ederek büyüdü. Öte yandan da kültürümüzün aşıladığı iyi bir okul bitir, bir mesleğin (kolunda bir altın bileziğin) olsun düşünceleri… Dahası “girişimci” kelimesinin toplumdaki algısı bile 2000’lere kadar (hatta belki 2010?) daha çok küçük esnafı çağrıştırıyor. Hatta aklıma nedense Şener Şen’in Neşeli Günler filminde oynadığı Ziya karakteri ve kendisinin sıkça karşılaştığı “Atma Ziyaaaa…” nidalarını getiriyor. Halbuki iş kurmak yatırım almayı, yatırım almak bir hayali anlatmayı, bir hayali anlatmak da biraz atmayı gerektirir. Steve Jobs acaba Apple’ın ilk bilgisayarı Machintosh’u geliştirirken “Atma Steve…” nidalarıyla karşılaşmış mıdır, yoksa bu biraz bizim kültüre özel bir şey mi?🤔
Bir diğer neden de sanırım orda burda duyduğumuz “milyon dolarlık yatırımlar” değirmeninin suyunun nereden geldiği konusunda kafamda oluşan soru işaretleri. Fakat geçen gün okuduğum Ray Dalio’nun bir yazısı bir nebze de olsa bu konuda beni aydınlattı. Kısaca özetlemek gerekirse ekonomik büyümeyi sağlamak ve enflasyonu arttırmak için merkez bankalarının bastığı para nedeniyle piyasada bol miktarda para olduğunu söylüyor. Buna ek olarak da geçmişteki teknoloji şirketlerinin şaşalı başarı hikayelerinden dolayı elindeki parayı yatırım yaparak kullanmak isteyen insanlar ve bu insanların diledikleri yatırımları gerçekleştirmek vaadiyle onlardan büyük miktarlarda para toplamış fonlar var. Ve bu fonlar kasalarında duran para ile yatırım yaptıkları sürece komisyonlarını aldıkları için önlerine gelen start-up’lara yatırım yapma konusunda yüksek derecede insiyatifleri var. Kısacası Ray Dalio’nun deyimiyle “Money is free for those who are creditworthy” (Krediye layık olanlar için para ücretsizdir).
Doğanın Fotoğraf Karesine Sığmayan İhtişamı
Genelde uçak içi dergilerinde okuyacak pek bir şey bulamamama rağmen her seferinde belki değişik bir şey çıkar diye mutlaka karıştırırım. Bu sefer nitekim öyle oldu ve bu sayede David Yarrow ile tanıştım. Kendisi İngiliz bir fotoğraf sanatçısı (aslında dünyaca ünlüymüş ama ben kendisini yeni tanıdım). Norveç’ten Sudan’a, Alaska’dan Kenya’ya, dünyanın farklı köşelerinde vahşi doğa çekimleri yapıyor. Fotoğraflarını genellikle geniş açılı lens kullanarak ve kamerayı yere yerleştirerek uzaktan kumanda ile çekiyor. Bu da fotoğrafa bakarken doğanın ve hayvanların ihtişamı karşısında kendinizi küçük hissetmenize neden oluyor. Bende en çok hayranlık uyandıran fotoğrafları The Untouchables, 78 Degrees North, Simon ve Mankind 2. Diğer eserlerini kendi instagram sayfasında bulabilirsiniz.
David Yarrow Guardian’a verdiği röportajda aşağıdaki fotoğraf hakkında şunu söylemiş:
“Bu çekimi gerçekleştirirken kameranın üzerinde hiçbir korunak yoktu – fil bir adım daha atsaydı kamera un ufak olabilirdi. Rehber bana deklanşöre durmaksızın basmamı söyledi. Böylece kameranın motorundan gelen ses koca fili durdurdu ve kameranın etrafından dolanmasını sağladı. Bu çekimden sonra uzaktan kumandalı çekimlerde kameranın etrafında çelik kasa kullanmaya başladım.”
"Big", Amboseli, Kenya 2012
"Big", Amboseli, Kenya 2012
Siz 18 yaşınızdaki halinizi nasıl hatırlıyorsunuz? Co-founder ve startup enflasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz? David Yarrow'un fotoğraflarına baktığınızda ne hissettiniz? 🤔
Düşüncelerinizi duymak çok isteriz! Yorumlarınızı bize iletmeyi ve bu bülteni arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.🤗
Çok sevgiler,
Ece, Nazlı, Zeynep
Twitter: @3kadin1dunya
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi