Profile bak

Haftalık muhabbetler - Sayı #6

Revue
 
Herkese merhaba, Bu hafta da yeni bültenimizle ve aşağıdaki konuların bazılarının üzerine sohbet etti
 

3 Kadın 1 Dünya

17 Kasım · Konu #6 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, taa lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık ve değişim yaratmak istediğimiz konuları ve tabii bir de ruhumuzu doyuran kültür, sanat ve edebiyat önerilerimizi her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris. Tüm yazılarımızı websitemizde bulabilirsiniz: www.3kadin1dunya.com

Herkese merhaba,
Bu hafta da yeni bültenimizle ve aşağıdaki konuların bazılarının üzerine sohbet ettiğimiz podcast'imizle karşınızdayız! 🙋
Biz her hafta hem çok keyif alıyor, hem de çok heyecanlanıyoruz, inşallah size de bir nebze aktarabiliyoruzdur. 🤗
Şimdiden iyi okumalar & dinlemeler

Bu Hafta Ne Okuduk?
Bir Başka Türlü Sabıka Kaydı
Son yıllarda otobiyografik kitaplar okumak hoşuma gidiyor, hele de yazarın dili güzel ve akıcı ise. Birçok hikaye arasında boğulduğumuz bu zamanlarda, bir insanın iç dünyasında bir yolculuğa çıkmak, hangi kararları neden aldığını, hangi dönemeçlerden geçtiğini, hayat denen bu garip ve sürprizli yerde nereden nereye savrulduğunu dinlemek, beni çok farklı bir şekilde doyuruyor ve çok şey öğretiyor. 

Edward Snowden’ın kitabı Permanent Record da işte böyle bir kitap. ABD’nin anayasasına aykırı bir şekilde Amerikan vatandaşlarının (ve Amerikan olmayan milyarlarca dünya vatandaşının da) gizli datasını nasıl topladığını keşfeden, ve sonra da 2013 yılında bunu global medyaya afişe eden, ve o zamandan beri de Rusya’da politik mülteci olarak yaşayan Snowden’ın kararları ve dönemeçleri nefes kesici cinsten. Devlet ve ordu çalışanı bir ailenin oğlu olarak Amerikan merkez istihbarat ajansında çalışırken, devletin birkaç büyük ismi arasında dönen gizli kararları keşfeden, ve hayatındaki her şeyi (kız arkadaşı, ailesi, sağlığı) kaybetmek pahasına doğru bildiklerine sadık kalıp demokrasi için savaşan Snowden’ın hikayesinde birçok ilgi çekici konu bulacaksınız: Yasalardan daha hızlı gelişen teknoloji dünyası, şirketleşen devletler, en gelişmiş demokrasi olduğunu iddia ABD, İngiltere vb. ülkelerin içten yanan hali, ve “sıradan” vatandaşlar olarak bize düşen görevler. 
Hygge vs. Keyif
Son yıllarda farklı farklı yaşam tarzları popüler olmaya başladı: hayatını minimalizm yolunda sadeleştirenler, Marie Kondo’yla evini toparlayanlar… Bu akımlardan bir tanesi de hygge (çoğu yerde okunuşu ‘hüge’ olarak geçiyor). Dünyanın en mutlu milleti olan Danimarkalılara ait bu kavramın anlamı sıcak, rahat, samimi, ve huzurlu hissetme hali. Hygge içeren ortamlar yaratmak ise kuzeyin karanlık, soğuk, ve uzun kış günlerine rağmen yeşerttikleri mutluluklarının sırrı olarak görülüyor. Mesela bir mum yakmak, sıcak yün bir battaniyenin altında kitap okumak, sevdiklerinizle bir araya gelip yemek yapmak hyggle’li anlar yaratmanın birkaç yolu. Böyle anlatınca kulağa pek afilli gelmese de, hygge Danimarkalıların son yıllarda yaptığı en büyük kültür ihracatlarından biri. Üzerine birçok kitap yazılmış, battaniye, mum gibi ürünler satan markalar çıkmış.

Diğer Kuzey Avrupa ve İskandinav ülkelerinde de hygge’ye benzer kavramlara rastlanmakta. Hatta Hollandalı bir arkadaşım bu kavramın sadece Danimarkalılara atfedilmesini her yeri geldiğinde kınıyor. Bir nevi Türkler ile Yunanlılar arasındaki baklava sendromu. (Hollanda’da bu kavramın adı ‘gezellig’, okunuşu ‘hızelleh’; kelimenin telaffuzundaki zorluk nedeniyle hygge ile yarışması biraz zor görünüyor.) 

Hygge’nin yarattığı sektörün büyüklüğü düşünüldüğünde bölgedeki diğer ülkelerin de benzer kültür ihracatı çabalarına girmeleri çok da şaşırtıcı değil. Mesela İsveçliler yakın zamanda fika kavramıyla yurt dışına bir açılım yaptı. Fika yakın bir arkadaş ile sohbet eşliğinde paylaşılan bir kahve arası. Yine böyle açıklayınca biraz sıradan gelmiş olabilir ama Fika markalı kahve malzemeleri Amazon’da en çok satanlar kategorisine girmiş bile. 

Her ne kadar farklı kültürleri tanıyıp hayatıma farklı bir şeyler katmaya meraklı bir insan olsam da, bu tarz kültürel kavramların global bir fenomen haline gelmesindeki ana faktörün kavramın zenginliği veya eşi benzeri bulunmazlığı değil, altında yatan planlı pazarlama stratejileri olduğunu düşünüyorum. Sonuçta her kültürde günlük hayata dair, başka dillere çevrilmesi zor olan ama kültürün DNA’sına işlenmiş alışkanlıklar, hisler, kavramlar mevcut. Mesela bunlardan bir tanesi de keyif.

Yeri geldiğinde restoranda keyifli bir masada yemek yemek istersin, manzaraya karşı arkadaşlarınla birlikte rakını içer keyiflenirsin… Gündüz vakti çayını alır balkona çıkar balkon keyfi yaparsın. Keyfin de kendine göre bazı kuralları, oluru olmazı var. Bir restoranda manzaralı masa keyifli, cam kenarı masa keyifli, ama içerdeki masalar pek keyifli olmaz. Uzun yenen yemekler keyifli olur, hızlı yenen yemekler keyifli olmaz. Yeni demlenmiş çay keyifli olur, fazla demlenmiş çay ise keyif kaçırır. Kısacası, üzerine kitap yazılır mı? Bence yazılır. Hatta birisi yazarsa rahatlayacağım. Bizde ihraç edilecek kültür bol, ama hikaye ve pazarlama sanki eksik. 🤦‍♀️
Bu Hafta Ne İzledik?
Bana Bir Masal Anlat/Ma
İnsan karmaşık bir varlık. Bazen bilgiye sahip olma arzusu ile yanıp tutuşuyor, bazen de bildiğimiz şeyler için hayıflanıp “cehalet mutluluk aslında” diyoruz. Şimdi bir kaza geçirseniz ve ikiz kardeşiniz haricinde kimseyi ve hiçbir detayı hatırlamasanız, tutunacak en büyük dalınız kardeşiniz olur herhalde. Peki kardeşinizin size tüm geçmişinizi en şeffaf haliyle anlatmasını mı isterdiniz, yoksa sizi çok sevdiği için bazı detayları sizinle paylaşmamasını kabul edebilir miydiniz? Bu büyük ikilemi aktaran Netflix belgeseli “Tell Me Who I Am” içerdiği aile trajedileri sebebiyle beni birçok konuyu yeniden düşünmeye sevk etti.

Mesela, kutsal konumlandırılan “annelik” kavramı gerçekten ne kadar kutsal? Kalbi kötü olan bir birey, anne olunca ne değişir sanıyoruz ki? Aynı şey, babalar için de geçerli. Denklem çok basit aslında, aile toplumun en küçük yapı taşı ise ve ideal bir toplumda yaşamıyorsak, her aile de iyi aile olamaz.

Ya da bazı sırları kendimize saklamamız, karşı tarafı sevmediğimizden değil de, çok sevdiğimizden olabilir mi? Karşımızdaki üzülmesin diye, 2 kişilik acı çekmek anlamına gelebilir mi?

Belgeseli izlerseniz, bize söyleyin, belki sizde de bambaşka fikirler oluşmuştur?
Bu Hafta Ne Deneyimledik?
Meryem Ana, Opera ve İflas
Geçtiğimiz hafta sonu Milano’daydım, bir seyahat geleneği olarak yaptığım 3 saatlik yürüyüş turunda öğrendiğim 3 tane değişik detayı sizlerle paylaşmak istiyorum:
1)  Milano denince akla ilk gelen şey şüphesiz ki, dünyanın da en büyük katedrallerinden biri olan şaheser Milano Katedrali (Duomo di Milano). Katedralin en tepesinde ise, Meryem Ana’nın 4 metrelik bir heykeli var, adı da “Madonnina”. Madonnina, şehir için o kadar değerli ki, şehirdeki hiçbir bina Madonnina’dan daha yüksek olamıyor. Şehirdeki gökdelenlerin hepsinin üstüne Madonnina’nın bir replikası konuyor. Böylece, Madonnina her zaman en yüksek noktada oluyor. Şehrin marşı haline gelen “Oh mia bela Madunina”yı da dinlemek isterseniz, buyrun. 👂

2)  Dünyanın en tanınan opera binalarından olan La Scala, 18. yüzyılda ilk açıldığında locaların kullanım amaçları iş yemeği, seks ve kumarmış!!! Ne zaman ki 19. yüzyılın başında Rossini ve onu takip eden opera bestecileri müzik dünyasına girmiş, insanlar o zaman gerçek anlamda opera dinler olmuşlar. Güzel olan her şeyin (müzik, dans, edebiyat, insan, söz vb) kötü alışkanlıkları gerçekten değiştirebilecek güçte olduğuna dair hoş bir detay bence.  

3)  Türkçesi iflas anlamına gelen “bankruptcy” kelimesinin etimolojik kökeni ise, İtalyanca kırık masa anlamına gelen “banca rotta” tabiri imiş. 17. yüzyılda borcunu ödeyemeyen tüccar ya da sarrafların masaları kırılıyormuş. Bu fiziksel hareketin altındaki sembolik anlam ise, “bu adama bir daha güvenilmez, masasını da kıralım ki, bir daha da çalışmasın” şeklindeymiş. Masalarımız kırılmasın, amin! 😇
Aman biz de Madonnina'yı en üste koymayı atlamayalım:)
Aman biz de Madonnina'yı en üste koymayı atlamayalım:)
Mesele Değil Hikaye
Bir arkadaşımın arkadaşı bir müzisyen var: Oscar Antoli. Kendisi Katalan, klarnet ve ney çalıyor, uzmanlığı Türk müzikleri. Bir Katalan kalkıp da Türk müziklerine nasıl ilgi duyuyor diye düşünmüştüm kendisini ilk tanıdığımda, dün akşam Paris’teki konseri ise çok farklı bir boyuta getirdi beni. Beraber çaldığı grupta kendisi Katalan, kemancı Türk, gitarist İranlı, baterist Avusturyalı, solist ise Kürt. “Barış için çalıyoruz,” dediler bütün bir gece minicik bir restoranın yan odasında Kürtçe, Ermenice, Türkçe aşk şarkılarını cazla harmanlayıp çalarken. 

Solist, Sakina Teyna, Varto, Muş doğumlu. Alevi Kürt bir aileye doğuyor, müziğini icra edemez hale gelince 2006 yılında Avusturya’ya politik mülteci olarak gidiyor. Avusturya Kültür Merkezi gibi sanatı koruyan güzel kuruluşlar sayesinde desteklenerek müziğini yapmaya devam ediyor. Konser boyunca İngilizce, Almanca, Fransızca, Kürtçe ve Türkçe yaptılar tüm anonsları. Bir yandan Anadolu ezgileriyle kanımızı kaynattılar, bir yandan da Paris’te hayatını kaybeden Ahmet Kaya’yı ve Kürt kadın aktivistleri (Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Söylemez) andılar. Ya da aktivist yerine, terörist mi demeliydim? Çünkü öldürülen Sakine Cansız PKK’nın kurucularından. 

“Kürt meselesi” ve “terörizm” gibi genelleyen ifadeler artık gerçekten kanıma dokunuyor. “Mesele”yi değil, propagandayı değil, hikayeyi anlamak istiyorum ben. İnsanları tanımak istiyorum. Ama Kürtçe’yi sokakta duysam tanımam. Kürtçe’nin 4 lehçesi olduğunu dün Sakina’nın müziklerinden öğrendim. Birçok şey bilmediğimi, “mesele”nin bize anlatılanlardan daha karmaşık olduğunu biliyorum. Şiddetin hiçbir sorunu çözmediğine yürekten inanmakla birlikte, insanların bunca sene durduk yere şiddete başvurmadığını da düşünüyorum. 

Konserden sonra gözlerim yaşlı kafam bulanık Sakina’ya bu barış müzikleri için teşekkür etmeye gittim. Beni o halde görünce bana sıkı sıkı sarıldı. “İyi ki geldin,” dedi. “Bizim aramızda ne gibi bir problem olabilir ki?” 
Sizi şu videoyla ve şu muhteşem albümle bırakıyorum. Umarım “mesele”lere değil, bu topraklardaki zengin ezgilere ve hikayelere kulak verirsiniz. 
Oscar Antoli Quartet feat. Sakina Teyna - "Peninsulas"

Bu haftalık bizden bu kadar!
Paylaştıkça çoğalmamız için, bu maili diğer arkadaşlarınıza iletirseniz, tadından yenmez! 💃
E tabii, podcast'lerimizi dinlemeyi, bizi Twitter'dan takip etmeyi ve en önemlisi samimi yorumlarınızı bize yazmayı unutmayın! 😊

Yeni şeyler öğrenip keyifli sohbetler ettiğiniz bir hafta olsun!
Sevgiler,
Ece, Nazlı, Zeynep

Haftalık Muhabbetler Bölüm: 2 by 3 Kadın 1 Dünya • A podcast on Anchor
3kadin1dunya (@3kadin1dunya) | Twitter
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi