Profile bak

Haftalık muhabbetler - Sayı #4

Revue
 
 

3 Kadın 1 Dünya

3 Kasım · Konu #4 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, taa lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık ve değişim yaratmak istediğimiz konuları ve tabii bir de ruhumuzu doyuran kültür, sanat ve edebiyat önerilerimizi her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris.

Bu Hafta Ne Okuduk?
Hayvanlarda Torun Sevgisi
İnsanlarda merakımı cezbeden bir davranış gördüğümde acaba hayvanlar da benzer bir davranış sergiliyor mudur diye düşünürüm. Biyolojik olarak gen haritamızın %90’ından fazlasını paylaşmamızın ötesinde araştırmalar insanların gösterdiği birçok sosyal davranışın benzerinin hayvanlarda da olduğunu göstermiş. 
Mesela, maymunların haksızlığa karşı nasıl tepki verdiğini gördünüz mü? Yan kafesteki diğer maymun lezzetli bir üzüm ile ödüllendirilirken kendisine tatsız bir salatalık parçası verilen maymunun öfkesi, sergilediği el-kol hareketleri, kendisine verilen salatalığı alıp araştırmacının kafasına geri atması… Aynı biz! 😀
Son günlerde merakımı cezbeden konu torun sevgisi. Acaba hayvanlarda da torununu tanıyan, seven ve ona bakan türler var mıdır diye merak ettim ve şunu öğrendim: Araştırmacılar, 3 tür dışında, hayvanlarda torun kavramına rastlamamış. Bu sadece yaşam sürelerinin torunlarını göremeyecek kadar kısa olması ile açıklanamıyor. Torunlarını görebilecek olsalar bile torunlarıyla ilgilenmiyorlar, çünkü ölünceye kadar kendi yavrularını doğurup beslemek ile meşguller. Ama filler, balinalar ve bazı maymun türleri torunlarını tanıyor ve onlara bakıyor. Bu türlerin ortak noktası ise insanlarda olduğu gibi, belli bir yaştan sonra menopoza girmeleri. Büyükanneler genlerin devamlılığı için, kendileri üreyemedikleri noktada torunlarına bakmaya başlıyor.
Peki ya büyükbabalar? 🤔 Hayvanlarda büyükbaba kavramına henüz rastlanmamış. Bunu da araştırmacılar çoğu hayvan türünde erkeklerin hayatlarının sonuna kadar kendi genlerini aktarmaya devam edebilmesine bağlıyor.
Bu maymunun haksızlığa verdiği tepkiyi mutlaka izlemelisiniz! 😄
Ne de Güzel Detaysın Sen 28 Ekim! 
Eğer yanlış hatırlamıyorsam, bize çocukken hep 2 tane dini, 4 tane resmi bayramımız olduğu söylenmiş. Ve ben resmi bayramların birer gün tatil olduğunu kodlamışım; belki de o nedenle her sene “yok ya, 28 Ekim de yarım gün tatil” sohbetine ekstra seviniyorum. Halbuki bu hikayede çok hassas bir durum varmış. 
2429 Sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun‘da, 29 Ekim resmi bayram olarak değil, “ulusal bayram” olarak geçiyor. Kanunun ilk maddesi, sadece 29 Ekim’e ait ve 1,5 gün süren ulusal bayramın detaylarını anlatıyor. 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos gibi resmi bayramlar, dini bayramlar ve 1 Ocak, 1 Mayıs ve 15 Temmuz gibi genel tatiller ise kanunun diğer maddelerinde detaylandırılıyor. 
Keşfedince inanılmaz hoşuma giden bir ayrıntı oldu bu benim. Cumhuriyet Bayramımızın, resmi olduğu kadar, ulusal olarak konumlandırılması o kadar romantik ve ulvi hissettirdi ki. Ekşisözlük’te denk geldim sonra, bir yazar 28 Ekim tatilini “diğer bayramlarla araya konan hiyerarşi sayesinde 29 Ekim’in en büyük bayram olduğunun anlaşılması” şeklinde yorumlamış. 😊
Nice 28 ve 29 Ekim’lere inşallah! 
(Bu arada Ekrem İmamoğlu ve düzenlediği kutlamalar ne güzeldi değil mi, özlemişiz! 😊)
Bu Hafta Ne Dinledik?
Osmanlı’da Erkek Eşcinselliği ve Çocuk İstismarı
“Tarihini bilmeyen bir millet, yok olmaya mahkumdur.” - Mustafa Kemal Atatürk
Osmanlı tarihini kaç kere okuduk ama işte lisede öğrenmiş olamayacağınız bir bilgi: Erkek eşcinselliğinin ayıp sayılması yüzümüzü batıya döndüğümüz ve kadın-erkek ilişkilerinin normalleştiği Tanzimat dönemine (19. yy) denk geliyormuş. Yani o kadar yakın bir tarih. Öncesinde ise oğlancılık Osmanlı’da çokça yaygın. Yani aslında adına eşcinsellik diyemeyeceğimiz, çünkü tarafların eşit özgür iradede olmadığı, adına daha ziyade çocuk tacizi dememiz ve suç olarak görmemiz gereken, mide bulandırıcı davranış. 
Tarihçi Ayşe Hür, “Tarihin Öteki Yüzü” podcast’inin bu bölümünde, oğlancılığın padişah ve saray çevrelerinden başlayarak toplumun her kesiminde ne kadar yaygın olduğunu, bizim Allah aşkından bahsettiğini sandığımız Divan edebiyatı şairlerinin erkeklere ve oğlanlara yazdığı gazelleri, hayvanlarla cinsel ilişki gibi konuları bile ele alan popüler Osmanlı dönemi kitaplarını, ve devletin istismar edenleri cezalandırmak yerine nasıl iki yüzlü bir şekilde istismar edilen gençlerden vergi topladığını anlatıyor. 
Ağzım açık ve bağrım yanarak dinledim. Beni en çok kızdıran nokta ise, tarihin yine bize yanlış aktarılması (ya da aktarılmaması) oldu. Gerçi kendime sürekli hatırlattığım nokta da şu: Artık 31 yaşındasın, otur kendi tarihini kendin öğren.
Bilmeyenler için bir not: Tanzimat döneminde batıdaki kadın-erkek ilişkilerinden etkilenmiş olabiliriz ama eşcinsellik tarihi Avrupa’da Antik Yunan’a (MÖ 8. yy), Anadolu’da ise Asurlulara (MÖ. 25. yy) kadar dayanıyor. Eşcinsellik dünya tarihi boyunca zaman zaman kabul edilip, zaman zaman cezalandırılıyor. Dolayısıyla Tanzimat döneminin ötesine de bakmak lazım. 
Paradan Para Kazanamayan Kadınlar
Uzun zamandır ilgiyle izlediğim bir Amerikan iş kadını, Wall Street’in önde gelen bankalarında CEO/CFO olarak çalıştıktan sonra Ellevest’i kuran Sallie Krawcheck. Konuk olduğu bu podcast'te neden Ellevest ile sadece kadınlara yatırım hizmeti verdiğini, ve kendini cinsiyetler arasındaki yatırım farkını kapatmaya adadığını anlatıyor. Kadın ve erkekler arasındaki kazanç farkını biliyorduk, kadınların daha az terfi aldığını da biliyorduk, yatırım farkı da neymiş derseniz, kadınların erkeklere kıyasla parayı çok daha az kontrol etmelerinden, biriktirmelerinden ve yatırmalarından bahsediyoruz. 
Bırakın yatırma aşamasına gelmeyi, finansal ürünlerden bahsetmek bile, ben dahil birçok kadını korkutuyor, ve Krawcheck bunun sebebinin toplumun kadınlara finans konusunda yukarıdan ve kontrolcü bir şekilde konuşması olduğunu söylüyor. Erkekler tüm gün CNBC ve Bloomberg izleyip al-sat yaparken, kadınlara “Evet, tabii, finans zor bir konu, ama şöyle basitçe öğrenebilirsiniz,” ya da “Cilt bakımına gideceğinize para biriktirin” diyoruz.
Krawcheck, kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı ve aile bakımının çoğundan sorumlu olduğu günümüzde, kadınların varlık biriktirmesinin, aslında sadece kadınlar için değil, global ekonomimiz ve toplu sosyal gelişimimiz için çok kritik olduğunu anlatıyor. Ve birçok çarpıcı araştırma sonucu paylaşıyor: Mesela kadın-erkek çeşitliliğinin yüksek olduğu şirketler 15% daha fazla kar ediyormuş. 🙋
Ellevest CEO'su Sallie Krawcheck
Ellevest CEO'su Sallie Krawcheck
Bu Hafta Ne Deneyimledik?
Keçiboynuzu Kokusu
Geçtiğimiz hafta sonu, kız kardeşimle beraber bir çılgınlık yapıp 4 gün süren bir yoga ve meditasyon kampına gittik. Mekanımız Adrasan’daydı. Adrasan, Antalya’da yer alan, Olimpos ve Çıralı’ya çok yakın mükemmel bir koy. Denize yürürken denk geldiğimiz nar ve limon ağaçları doğa yürüyüşlerini çok keyifli kılarken, çarşaf gibi Akdeniz, insanı her daim mutlu ediyor. Ama benim için bu seyahati bana her zaman hatırlatacak bir koku var: keçiboynuzu ağacı.
Yürürken “Allahım bu güzel koku da nereden geliyor” diye düşünüp sonunda yoldan geçen bir amcanın “keçiboynuzu ağacı o” dediği keçiboynuzunun faydalarının bu kadar çok olduğunu keçiboynuzu ağacını araştırmaya başlayınca keşfettim. Özellikle Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bölgelerde yetişen keçiboynuzunun faydaları say say bitmiyor, ama okuduğum kadarıyla daha kıymeti pek anlaşılamamış. Şeker ve yağ oranı kakaoya kıyasla çok düşük olduğu için keçiboynuzlu kek gibi tarifler türemiş olsa da, benim gibi yoğurt sevenler için, yoğurtla beraber yemek daha kolay olabilir. 😊
İlginçtir, okuduğum her kaynakta keçiboynuzu ağacının ne kadar kötü koktuğundan bahsediliyor. İnsan kardeşi ve hoşça sohbet ettiği insanlarla olunca, görelilik kuramı devreye giriyor herhalde… 😊
Bizim gibi şehir çocukları için, Akdeniz'in dağ eteklerinde yetişen ve ilk 15 sene meyve vermeyen keçiboynuzu ağacı
Bizim gibi şehir çocukları için, Akdeniz'in dağ eteklerinde yetişen ve ilk 15 sene meyve vermeyen keçiboynuzu ağacı

Bu haftalık bizden bu kadar! Bu keşifleri ve sohbetleri beğendiyseniz bu maili arkadaşlarınıza iletmeyi ve bizi Twitter'dan takip etmeyi unutmayın! 🤗
Samimi yorumlarınızı bize yazarsanız çok mutlu oluruz.
Haftaya görüşmek üzere!
Sevgiler,
Ece, Nazlı, Zeynep

Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi