Profile bak

Haftalık Muhabbetler - Sayı #2

Revue
 
Biz, 3 lise arkadaşı, Ece, Nazlı ve Zeynep, bu hafta ne izledik, ne okuduk, ne dinledik, nelerin üzer
 

3 Kadın 1 Dünya

20 Ekim · Konu #2 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, taa lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık ve değişim yaratmak istediğimiz konuları ve tabii bir de ruhumuzu doyuran kültür, sanat ve edebiyat önerilerimizi her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris.

Biz, 3 lise arkadaşı, Ece, Nazlı ve Zeynep, bu hafta ne izledik, ne okuduk, ne dinledik, nelerin üzerine koyu sohbetlere girdik, her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris.

Bu Hafta Ne Gördük?
Geçmişi Özlemek Hiç De Fena Olmayabilir
Geçmişe takılma, geleceği düşünme, anda kal – dense de, son günlerde nostalji hissine denk geldiğimde garip bir mutluluk hissediyorum. Oysa ki önceden, “nostalji” kelimesinin içerisine istemeden de olsa, bazı negatif kodlamalar eklemişim, hatta biraz da “melankoli” ile harmanlamışım. 17. yüzyılda bir hastalık olarak ilk ortaya çıktığında “memlekete özlem” anlamına gelen nostalji kelimesi yıllar içerisinde evrilerek “geçmişe özlem” haline bürünmüş. Bugün geldiğimiz noktada ise, nostalji hissinin insanın kendisini çok mutlu hissettiği günlere götürmesi sebebiyle, psikolojiyi olumlu da etkileyebileceği sonucuna varılmış.
Bu güzel hissi seyirciye inanılmaz etkili şekilde aktaran, bence filmekimi 2019’un favori filmleri arasına girebilecek olan “Yeni Baştan” (La Belle Époque) filmi de bu noktada devreye giriyor. Profesyonel bir organizasyon ile 40 yıl öncesine dönüp eşine ilk aşık olduğu günleri yeniden yaşayan -yeniden yaşamak mümkün mü- kahramanımız, bence hem çok eğlenceli, hem de çok ağlatmalı (sanırım ağlamasam olmazdı:)) bir deneyim sunuyor. Hem yaratıcı, hem enfes!
La Belle Époque
La Belle Époque
“Aslında Cumhurbaşkanı Olmak İstemiyordum.”
Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden eski Fransız cumhurbaşkanı Chirac’a öyle bir veda edildi ki, merak ettim, 2017’de Chirac üzerine çekilmiş olan bu belgeseli izledim.
Chirac bir dünya kültürü ve sanatı aşığı. Gençlik yıllarında Sanskritçe ve Rusça öğreniyor, vaktinin çoğunu müzelerde geçiriyor. Konservatif olan ailesinin “Artık kendine bir çeki düzen ver!” buyruğu ile, önce politik bilimler yüksek lisans programına, sonra sağcı bir ailenin kızıyla bir evliliğe, ve sonra da uzun soluklu bir politik kariyere atılıyor. Sağı temsil etmesine rağmen, derin hümanist değerleriyle daha merkez ve sol aksiyonlar alarak, komünistlerin de, sosyalistlerin de takip ettiği bir “Chirac’çılık” akımı yaratıyor. Tutkusunun peşini ise bırakmıyor. Dünya liderleriyle girdiği çok önemli toplantılarda, gizlice sanat eserleri incelediği biliniyor. Ve koleksiyonculuğu sayesinde Paris’in çok sevilen Quai Branly Müzesi’ni açıyor. 
Bir yandan da evde çocuklarıyla hiç vakit geçirmeyen bir baba, eşini iki defa aldatan bir eş ve Fransa’nın usulsüz kampanya bütçelemesi sebebiyle yargılanan ve ceza gören ilk cumhurbaşkanı.
İnsan kompleks bir yaratık. ‍‍‍Üstelik Chirac’ın bir paradoks olması, Fransa’da çok sevilmesine sebep gösteriliyor. Eşime sordum. “Evet,” dedi. “Fransızlar çelişki sever. Bence zaten Fransa’nın kendisi bir paradoks. Biz aynı şeyi hem savunup hem yerebiliyoruz.”
“Eğer politikaya girdiysem, bu bir emri takip etmemdendir.” diyen Chirac’ın hikayesi bende umut uyandırdı. Sağ-sol ayrımının önemsizliğine, çelişkilerimizi kucaklayabileceğimize, istemeyerek yaptığımız kariyerlerde faydalı olabileceğimize ve tutkularımızı bırakmak zorunda olmadığımıza dair. 
Beyaz Yakanın 50 Tonu
“Neden yönetici olamıyorum?” “CEO’nun benden eksiği var, fazlası yok.” “İşimi eksiksiz yapıyorum, yine de yükselemiyorum.” 
Bu düşünceler size tanıdık geliyorsa, muhtemelen hayatınızın bir kısmında beyaz yakalıydınız ya da hala öylesiniz. İşlerini çok sevdiğim, Olmaz Öyle Saçma Tarih videolarını çokça izlediğim İlker Canıklıgil, Beyaz Yakanın 50 Tonu diye bir YouTube serisi başlatmış. İlk konuğu, 20 sene kariyerden sonra şimdi danışmanlık ve koçluk yapan Murat Yerdekalmazer. Diyor ki: E tabii yükselemezsin. İşini iyi yapman yetmez. Kendini pazarlayacaksın. Yaptığın işi iyi anlatacak, hatta yaptığın işi başkaları tarafından anlattıracaksın. Evet, bu algı operasyonu, çünkü algı gerçektir. Bu yola girdiysen, yolun kurallarını benimseyeceksin. İzlerken “Vaayyy beeeee, adam gerçekten de benimsemiş!” diye düşündüm.
Bir de şu “Batılılar kendini satıyor, biz Türkler satamıyoruz” durumunu araştırmışlar. Bizimki gibi kolektif toplumlarda insanlar başlarına gelen kötü şeylerin sorumluluğunu almazmış. Batıda ise birey daha güçlü, insanlar başlarına gelen olumsuz olaylarda dönüp kendilerine bakıyormuş, ne yapabilirim bu durumda diye. 👀
Bu Hafta Ne Okuduk?
Uzay Boşluğunda İki Kadın
Bu hafta tarihte ilk defa iki kadın astronot tarafından uzay yürüyüşü gerçekleştirildi. Peki bu uzay yürüyüşünün aslında geçtiğimiz Mart ayında yapılmasının planlandığını, ancak kadınların vücut ölçülerine uygun yeterli sayıda uzay giysisi olmaması nedeniyle iki kadın astronot yerine son anda bir kadın bir erkek astronot tarafından gerçekleştirildiğini söylesem… Sizin de aklınıza aynı soru geldi mi? Yani koskoca NASA’nın kadın astronotlara uygun ölçülerde sadece bir tane mi uzay giysisi var? Yaklaşık 20 milyar dolarlık yıllık bütçesi olan NASA’nın kaynak sıkıntısından dolayı ikincisini üretemediğine inanmak biraz zor. Sonra neden ilkokul çocukları doktor, pilot, bilim insanı çizmeleri istendiğinde hep erkek doktor, erkek pilot, erkek bilim insanı çiziyor… Acaba neden?
Genlerim Sabah Uykusunu Seviyor
Son yıllarda herkes birbirine kişisel gelişim ile ilgili tavsiyeler verir oldu. Bu tavsiyelerden açık ara en sevmediğim sabah nasıl erken ve enerjik uyanılır tavsiyeleri. Dahası haber sayfaları güne saat 4’te başlayan ve başarısını (ve milyon dolarlarını) buna borçlu olan CEO’ların hikayeleri ile dolu. Her şeyden önce bunun gibi haberler sabah erken kalkmanın erdemli bir davranış olduğu ve erken kalkmayan insanların ise tembel olduğu kanısını daha da perçinliyor. Dahası eğer okula veya işe gitmek için erken kalkıyor ama enerjik olamıyorsanız gece sorumsuz bir şekilde geç yattığınız düşünülüyor. Yeni yapılan bir araştırma sabah erken kalkmanın veya gece geç yatmanın sadece kişisel bir tercihten ibaret olmadığını, genlerimizin günlük biyolojik saatimizi belirleyen önemli bir faktör olduğunu göstermiş. Yani eğer genleriniz sizi gececi yapıyor ama sizin iş nedeniyle sabahları erken kalkmanız gerekiyorsa sabah enerjik olmamanız gayet doğal. 
Bu arada, bu hafta Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Abhijit Banerjee ödülü kazandığı haberini sabahın erken saatlerinde aldıktan sonra tekrar yatıp uyuduğunu söylemiş. O da sabah uykusunu seviyor demek ki :)
Bu Hafta Ne Deneyimledik?
Erkek Olmak Biraz Masraflı 
Bu hafta hikayesine ve kendisine hayran olduğum bir kişi tanıdım: Ayta Sözeri. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda “açıkhava gazinosu” konseptiyle ilk kez canlı olarak dinlediğim Ayta Sözeri; kendisini ilk kez ortaokul yıllarında “kadın” gibi hisseden, evinden “kibarca” kovulan, sonra da 20’li yaşlarında cinsiyet değiştirme operasyonu geçiren, son yıllarda dizilerde ve ekranlarda gördüğümüz trans bir birey. Kendisiyle inanılmaz ölçüde barışık olan Ayta Sözeri, sahnede işine verdiği özenle herkesi kendisine hayran bıraktı. “Saat 12’den sonra şarkı söylemek yasak, ama yasakları delince daha da güzel oluyor.” diyerek 40 dakika daha sahneden inmemesini, hem kendi hüzünlü geçmişine hem de toplumumuzdaki bazı kısıtlayıcı uygulamalara ince bir dokundurma olarak yorumluyorum. “Kadın olabilmek için önce para biriktirmem lazımdı” demecini okuduktan sonra haliyle biraz da cinsiyet değiştirme operasyonunu araştırdım: erkekten kadına operasyon 7 bin ile 24 bin dolar civarındayken; kadından erkeğe operasyon ise 50 bin dolardan fazla tutuyormuş. Bilim her ne kadar ilerlese de, para yine belirleyici konumda sanırım.


Bu haftalık bizden bu kadar! Bu keşifleri ve sohbetleri beğendiyseniz arkadaşlarınızla paylaşacağınızı umuyoruz. 😊
Samimi yorumlarınızı bize yazarsanız çok mutlu oluruz.
Haftaya görüşmek üzere!
Ece, Nazlı, Zeynep
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi