Profile bak

Haftalık muhabbetler - Sayı #13

Revue
 
Aşağıdaki konuları keyifli bir sohbette tartıştığımız yeni podcast bölümümüzü buradan dinleyebilirsin
 

3 Kadın 1 Dünya

5 Ocak · Konu #13 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, taa lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık ve değişim yaratmak istediğimiz konuları ve tabii bir de ruhumuzu doyuran kültür, sanat ve edebiyat önerilerimizi her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris.

Aşağıdaki konuları keyifli bir sohbette tartıştığımız yeni podcast bölümümüzü buradan dinleyebilirsiniz. 😊
Anchor.fm sayfamızdaki “Mesaj” butonuna basarak bize duygu ve düşüncelerinizi kısa bir sesli mesajla göndermeyi ve sohbete dahil olmayı unutmayın! 🙆

Kafamda Deli Sorular
Amerikalılar Neden Obez?
OECD’nin 2017 obezite raporuna göre Amerika’da 15 yaş üstü nüfusun %38’i obez. Trend bu şekilde devam ederse 2050’de bu rakamın %50’lere dayanması bekleniyor. Peki bir insan neden obez olur? Toplumdaki genel kanı kişilerin kendi kötü beslenme alışkanlıkları nedeniyle obez olduğu yönünde. Açıkçası birçok insan gibi bugüne kadar ben de böyle düşünüyordum: “Yani sonuçta akıl var mantık var. Her gün McDonald’s’dan Burger King’den beslenirsen tabii ki de obezite kaçınılmaz olur.” ya da “Bu insanlar düzgün sebze, meyve yerse olay çözülecek. Nasıl bunu bir türlü akıl edemiyorlar ki?!” 
Guardian gazetesinin Youtube kanalında izlediğim bir video bu düşüncelerimi alt üst etmekle kalmadı, bir olay konusunda çok bilgi sahibi olmadan dışarıdan ahkam kesmenin ne kadar kolay ve yanlış olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. Video Amerika’daki yiyecek çöllerini anlatıyor (İngilizcesi ‘food desert’). Yiyecek çölü deyince insanın aklına en başta açlık, kıtlık, zafiyet geçiren insanlar geliyor. Fakat aksine yiyecek çöllerinde bol miktarda yemek var. Hem de en hızlısından. Her köşe başında McDonald’s, KFC, Burger King… Küçük bakkallarda türlü türlü konserve yiyecekler, içecekler, abur cuburlar… Zafiyet geçirmek mümkün değil. Sanırım ismindeki ironi de bundan kaynaklanıyor. Bu yiyecek çöllerinde yaşayan insanlar açlıktan değil aşırı kilolardan ölüyor. 
E madem öyle “çöl” ne alaka diyeceksiniz. Bu bölgelerde “taze” yiyecek kıtlığı var. Yani raf ömrü birkaç haftadan az olan yiyeceklere (başta sebze ve meyve olmak üzere) ulaşım zorluğu var. Bu zorluğun genel nedeni de büyük marketlerin uzakta olması ve bölgede yaşayan gelir seviyesi düşük ailelerin arabalarının olmaması (Amerika’da toplu taşıma zaten ayrı bir sorun).
“E açıversinler birkaç tane market o alanlara?!” sorusuna da yanıt: “İktisadi değil!” Gelir durumu yüksek bireyler bu bölgelerden taşındıkça geriye gelir durumu daha düşük bireylerin yaşadığı seyrek nüfuslu alanlar kalıyor. Raf ömrü kısa ürünler satan marketler için de en önemli şey yüksek trafik çekmek olduğundan bu alanlarda market işletmek karsız hale geliyor. Bu nedenle var olan marketler de bir bir kapanıyor. Yaşamanın giderek zorlaştığı bu bölgelerden taşınmaya gücü yeten herkes ayrılıyor. Ve giderek tenhalaşan bölgede hiç yeni market açılmamaya başlıyor. Bir de buna bu bölgelerdeki yüksek suç oranlarını da eklersek bankalar dahil kimse bu bölgelerde bir işletme açmak için kredi vermek istemiyor. Sonuç ekonomik bir kısır döngü ve bu kısır döngü yüzünden sağlıksız bir yaşama mecbur bırakılmış (bir de üstüne üstlük kötü beslenme seçimleri yapmakla suçlanan) insanlar.
Bu arada Türkiye’deki durumu merak ederseniz, 15 yaş üstü nüfusun %22’isi obez (OECD ülkeleri ortalaması %19.5). Grafikte Türkiye ile ilgili asıl dikkatimi çeken ise obezite oranlarının kadın ve erkek nüfus arasında büyük fark göstermesi. Farkın en büyük olduğu ülke biziz sanırım. Acaba neden? ~n
Kaynak: OECD Sağlık İstatistikleri 2017
Kaynak: OECD Sağlık İstatistikleri 2017
Olmak İstediğim İnsan
Hem Çok Tutkulu Hem Melek Sesli
Fazıl Say yılbaşı konserinden beri Fazıl Say dinliyorum. Bilmediğim birçok albümünü keşfettim. İlk Şarkılar albümünü dinlerken ise vokaldeki Serenad Bağcan’ın kim olduğunu merak ettim. Soyadı “Acaba mı??” dedirtmişti ki, meğer gerçekten de Selda Bağcan’ın yeğeniymiş! Ve hikayesi geçenlerde konuştuğumuz çok tutkulu insanlara muhteşem bir örnekmiş.
Ailesinde annesi babası dahil herkesin mühendis, eczacı, iktisatçı olduğunu söyleyen Bağcan’ın, kendisi de Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu. Ve yine ailesinin diğer tüm üyeleri gibi müziğe olağanüstü yetenekli. Büyürken ninnilerinin bile çok sesli olduğunu söyleyen Bağcan, “Ailede herkes o kadar yetenekliydi ki ben müziğe yeteneğim olmadığını düşündüm” diyor. Kendisini genç yaşta spora veriyor ve masa tenisinde Türkiye şampiyonu oluyor. Eczacı da olduktan sonra müzik kariyerine çok sesli korolarda başlıyor. Bir gün Fazıl Say orkestrasına solisti gelemeyince, şef Fazıl Say’a Serenad Bağcan’ı tavsiye ediyor. O gün bugündür Fazıl Say Serenad Bağcan'dan “Hayatım boyunca aradığım sesi buldum” diyerek bahsediyor.
Ailesindeki diğer herkes gibi müziği hobi olarak yaptığını söyleyen Bağcan, “Bu kadar farklı alana odaklanmak yorucu değil mi?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Hayatın içinde olmayı, potansiyellerimin farkına varıp bunları kullanmayı seviyorum.” Spor kariyerinin müziğine etkisinden, müzik kariyerinin hayatının geri kalanına etkisinden bahsederek, tüm ilgi alanlarının en güçlü şekilde var olmasına izin veriyor. 
Hikayesiyle ilham veren bu güzel insanın melek sesini dinlemeye aşağıdaki videoyla başlayabilirsiniz. ❤️️ ~z
Fazıl Say, Serenad Bağcan - İnsan İnsan ( Bu şarkıyı Gezi direnişinden hatırlıyor olabilirsiniz.)
Daha İyi Bir Dünya İçin
Selçuk Şirin’in Bir Türkiye Hayali Var!  
Prof. Dr. Selçuk Şirin’le ilk kez 2016’daki TEDx etkinliği sırasında tanışmıştım. O gün yaptığı konuşmasında verdiği sayısal veriler bir yana, özellikle Suriyeli mülteci çocuklara sırt çevirmek yerine, onları neden kucaklamamız gerektiğini anlattığı kısımlar benim bakış açımı inanılmaz değiştirmişti. İsmine, geçtiğimiz günlerde “1 Milyon Kitap” projesinde denk gelince projeyi daha detaylı okumak istedim. Bence çok ince planlanmış, sadece bugünü değil geleceğimizi kurtarmayı hedefleyen mükemmel bir sosyal girişim projesi.
Biraz derinine inmek gerekirse, Türkiye’de her yıl 1 milyon 300 bin çocuk doğuyormuş ve ne kadar acıdır ki, bu çocukların sadece 300 bininin evinde kitap bulunuyormuş. Dolayısıyla 1 milyon çocuk, içinde kitap barındırmayan evlere doğuyor, haliyle o çocuklar ilk kitaplarını okula başladıklarında ellerine alıyorlar. Proje de tam bu noktada imkanı ve erişimi olmayan 1 milyon çocuğa ilk kitap setini ulaştırmayı hedefliyor.
Projenin çıkış noktası oldukça rasyonel. Zihinsel gelişimin %90’ı ilk 3 yılda tamamlanırken, bu 3 yıllık dönemde zeka demek, kelime haznesi demekmiş. Projenin websitesinde okuduğum kadarıyla, literatürde “30 Milyon Kelime Farkı” isimli bir çalışma var. Peki nedir bu fark? Düşük gelir grubundaki bir çocuk 3 yaşına geldiğinde 15 milyon kelime duyarken, varlıklı ve eğitimli bir ailedeki çocuk aynı yaşta tam 45 milyon kelime duyuyormuş. Bu makas ilerleyen yaşlarda, başarı, sosyal statü, gelir gibi alanlardaki uçurumu da tetikliyor. Çare haliyle eğitim ve okumada saklı. (“Eğitim Şart” diyerek ağlanacak halimize güldüren Cem Yılmaz’ın bu projeye yönelik röportajı da ilginizi çekebilir.)
Sizin satın aldığınız, çocukların gelişim evreleri düşünülerek hazırlanan her 6 kitaplık setin (bu setin fiyatı şu an 75 TL) karşılığında 1 set de ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor. Satın aldığınız seti havuza atarak 2 setlik katkı da sağlayabileceğiniz gibi, yeni doğum yapan arkadaşlarınızın bebeklerine de hediye alabilirsiniz. Proje 2019’un ikinci yarısında başlamış ve Aralık 2019 sonuna kadar 26 bine yakın “ilk kitaplık” kurulmuş. Fena bir sayı değil ama hedefe yine de çok uzağız, o nedenle bireysel ya da kurumsal olarak destek şart. Eminim projenin önü çok açık olacaktır, ne de olsa ünlü antropolog Margaret Mead’ın dediği gibi “Küçük bir grup düşünceli, kendini adamış yurttaşların dünyayı değiştirebileceklerinden şüpheniz olmasın. Aslına bakarsanız, dünyayı değiştiren tek şey bu.” ~e
Ruh Doyuranlar
Atiye’yi İzlemek İçin 2 Sebep
Netflix’in ikinci Türk yapımı olan Atiye’ye dair hararetli tartışmalar dönüyor. Dizi bir baş yapıt mıdır? Hayır. Ama bu kadar yerin dibine sokmaya gerek var mıdır? Ona da kesinlikle hayır. Diziyi bence başarılı kılan 2 temel unsur var ve sizlerle bu noktaları kısaca paylaşmak istedim. Birincisi, bence dizinin içerisindeki fantastik öğeler gayet de güzel kurgulanmış. Efektler aşırı etkili olmayabilir ama hem senaryo hem de işleyiş, alışageldiğimiz Türk tipi fantastik yapımlardan bir hayli daha iyi. İkincisi, Türkiye’nin sahip olduğu tarihsel zenginlik çok güzel ifade edilmiş. Başta Göbeklitepe olmak üzere, Nemrut ve İstanbul’un muazzam görüntüleri paylaşıldı tüm dünya ile. Daha ne olsun valla, bundan iyisi Şam’da kayısı😊 Bu arada ufak bir not: Göbeklitepe National Geographic dergisinin “2020 yılında gidilecek yerler” listesine girmiş bile, hadi hayırlısı… ~e
2019'da En Sevdiğimiz 15 Kitap
3kadin1dunya
📚2019’da okuduğumuz ve en çok sevdiğimiz 15 kitap:
1. Mating in captivity - Esther Perel @EstherPerel
2. The miracle of mindfulness - Thich Nhat Hanh @thichnhathanh
3. The permanent record - Edward Snowden @Snowden
4. Edebiyat terapi - Mine Özgüzel @OzguzelM
3:27 PM - 30 Dec 2019
3kadin1dunya
5. Üç Kız Kardeş - @iclalaydin
6. Camdaki Kız - Gülseren Budayıcıoğlu @drgbudayicioglu
7. Mutsuz Olmak - #WilhelmSchmid
8. Peri Gazozu - @ErcanKesal
9. Benim Hikayem (Becoming) - @MichelleObama
10. Beş Sevim Apartmanı - @minesogut
3:27 PM - 30 Dec 2019
3kadin1dunya
11. Yavaşla - Kemal Sayar @mkemalsayar
12. Psikiyatrist - Wulf Dorn @WulfDorn
13. Bütün İyiler Biraz Küskündür - Nilay Örnek @nilayornek
14. Packing for Mars: The Curious Science of Life in the Void - Mary Roach @mary_roach
15. The Hidden Life of Trees - @PeterWohlleben
3:27 PM - 30 Dec 2019
Sağlıklı yiyecek ve kitap ulaşılabilirliği konusunda neler düşünüyorsunuz?
Serenad Bağcan'ı sevdiniz mi?
Paylaştığımız kitaplar arasında sizin de okumuş olduklarınız var mı? Ve siz 2019'da en çok hangi kitapları sevdiniz?
Umarız düşüncelerinizi bize iletir, bu bülteni ve podcast'imizi sevdiklerinizle paylaşırsınız.🤗
Çok sevgiler,
Ece, Nazlı, Zeynep

Podcast: 3kadin1dunya
Instagram: 3kadin1dunya
Twitter: 3kadin1dunya
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi