Profile bak

Haftalık muhabbetler - Sayı #12

Revue
 
Podcast'imizin bu haftaki bölümünde yeni yıla girerken hedef mi koyalım niyet mi, nasıl hedefler daha
 

3 Kadın 1 Dünya

29 Aralık · Konu #12 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, taa lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık ve değişim yaratmak istediğimiz konuları ve tabii bir de ruhumuzu doyuran kültür, sanat ve edebiyat önerilerimizi her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris.

Podcast'imizin bu haftaki bölümünde yeni yıla girerken hedef mi koyalım niyet mi, nasıl hedefler daha faydalı, bizim hedef ve niyetlerimiz neler diye sohbet ettik. Spora gitmekten kitap okumaya, taşınmaktan yemek yapmaya hepimizin derdi olan farklı konulara değindik. 😊
Bu seneyi 12 bülten ve 6 podcast bölümüyle kapatıyoruz. Biz bu sene bu projeyi hayata geçirmekten, proje bahanesiyle hem kendi aramızda hem de sizlerle daha çok sohbet etmekten çok keyif aldık. Okuduğunuz, dinlediğiniz, bizi yüreklendiren ve yönlendiren yorumlarınızı eksik etmediğiniz için çok teşekkür ederiz. Seneye devamını bekliyoruz. 🙆
İyi seneler! 🤗

Olmak İstediğim İnsan
Hedefe Ulaşmayı Değil, Ulaşabilme İhtimalini Sevdim
Yeni yıl hedeflerine çok inanmasam da insanın kendine çeki düzen vermesi ve “hayatımda neleri değiştirmek istiyorum?” diye sorması için doğal bir fırsat yaratıyor. Pasif bir şekilde “yeni yıl beklentileri” oluşturmak yerine aktif bi şekilde “ben yeni yılda neleri gerçekleştirmek istiyorum” diye düşünmenin faydalı olduğuna inanıyorum. Ama çoğu yeni yıl hedefinin hüsranla sonuçlandığını da biliyorum. Bunun 3 ana nedeni olduğunu düşünüyorum:

  1. Ulaşılması çok güç hedefler koymak: Bu sanırım “yapmışken en iyisini yapayım” yaklaşımından (mükemmeliyetçilik) geliyor. “Düzenli spor yapmak için haftada üç defa spora gitmeliyim”, “Düzenli kitap okuyacaksam ayda en az bir kitap bitirmeliyim”… Halbuki spora gitmeden aylar geçirdiysen, haftada bir spora gitmek kardır. Ya da koca bir yılda 1-2 kitap okumuşsan, yılda 5 kitap hedefi koymak ve bu hedefe ulaşmak da bir başarıdır. 
  2. Ya hep ya hiç düşüncesi: Hedef koyunca beyin başarıyı, hedefe %100 ulaşmak olarak kodluyor. Hedefi %50, %70, hatta %90 tamamlamak bile başarısızlık olarak görülüyor. Fakat bu bakış açısı kişinin çok erken pes etmesine ve hedefinden vazgeçmesine neden oluyor. Bu durum özellikle de kişi kendine çok yüksek hedefler koyduğunda ortaya çıkıyor (bakınız birinci nokta). Mesela ayda bir kitap okuma hedefiniz varsa ve Mart ayı sonunda daha bir kitap bile bitirememişseniz “ben bu hedefe ulaşamayacağım, bari hiç kasmayayım” diye düşünüp hedeften tamamen vazgeçiliyor. Onun yerine ne yapsam yanıma kardır yaklaşımını benimsemek en azından yıl sonuna kadar hedefinizin peşinden gitmenizi sağlayabilir. Bir de bakmışsınız hedefinizin %70’ini gerçekleştirmissiniz. Sınavdan 100 üzerinden 70 almak nasıl başarısızlık değilse bir yeni yıl hedefinin de %70’ini gerçekleştirmek başarısızlık değildir. 
  3. 24 saat ve 7 gün içerisine ne sığacağını abartıp, 365 güne ne sığacağını azımsamak: Yılda her hafta bir defa spora gitmek mi daha kolay yoksa yılda 52 defa spora gitmek mi? İlk bakışta ilki daha kolaymış gibi görünse de pratikte kesinlikle ikincisinin daha kolay olduğunu düşünüyorum. Her hafta bir kez spora gitmenin kolay görünmesinin nedeni insanın bir haftaya dünyaları sığdırabileceğini sanması. “Bir haftada spora ayıracak zaman çok rahat bulurum canım”. Fakat azımsadığı nokta bunu her hafta yapmak. Evet, bazı haftalar o bir saati bulmak çok kolay olabilir ama bazı haftalar da başınızı kaşıyacak vaktiniz bile olmayabilir. Öte yandan bir yılda 52 defa spora gitmek ilk bakışta 52 sayısı sebebiyle korkutucu gelse de, pratikte daha esnek ve daha kolay gerçekleştirilebilir. Çok yoğun haftalarda hiç spora gitmeyip, nispeten daha rahat haftalarda iki defa giderek arayı bile kapatabilirsiniz.
Kısacası kendinize daha nazik hedefler veya niyetler koyun, ya hep ya hiç yaklaşımındansa “pozitif yönde atılan her adım kardır” yaklaşımını benimseyin ve bir yılda gerçekleştirebileceklerinizi asla azımsamayın. İyi seneler! ~n
Ruh Doyuranlar
Dünya Gözüyle Fazıl Say
Normalde kendimi milliyetçi bir birey olarak tanımlamam; fanatizm noktasına varabilecek yoğun duygular da bana hep aşırı gelmiştir. Ama bir Türk firması başarı elde ettiğinde ya da bir Türk ses getirdiğinde, garip bir şekilde heyecanlanıyorum ve mutlu oluyorum. Fazıl Say konseri biletlerini incelediğimde de benzer bir duygu silsilesine kapıldım.
Daha önce Fazıl Say’ı canlı dinlememiştim. Konser biletleri öyle aman aman ucuz da değildi. Ama dünya gözüyle, bu kadar önemli bir değerimizi görmeyecektim de ne yapacaktım. Volkswagen Arena’da binlerce insan huzurunda gerçekleşen yeni yıl konseri meğerse 4. yılını kutluyormuş. Şef Murat Cem Orhan yönetimindeki Fazıl Say Festival Orkestrası ile birlikte gerçekleştirilen konser, kelimenin tam anlamıyla mükemmeldi. 
Konser, Fazıl Say’ın 4 numaralı senfonisi olan “Umut” ile başladı. Umut Senfonisi, dünya prömiyerini Dresden’de gerçekleştirmiş. Ülkemizde ve dünyamızda yaşanan terör olaylarından esinlenen ve “her şeye rağmen umut tek ilaçtır” düşüncesiyle bestelenen bu eser bence çok çarpıcıydı. Hayal edin mesela, yılbaşı gecesi talihsiz Reina saldırısındaki o “tarama” seslerini müzikle yaşatabilmek nasıl bir deha örneğidir. 
Umut Senfonisi sonrası, özel bir Beethoven atölyesi yaptı Fazıl Say. (Bu arada 2020, Beethoven’in 250. doğum yılı olacağından, Beethoven yılı olarak kutlanacakmış.) Normalde sonat (bir ya da iki çalgıyla seslendirilir) olarak yazılmış Beethoven bestelerini, bir konçerto (orkestra ile bir solo çalgı birlikte çalar) olarak yeniden ele aldılar. Deneyseldi, bir defaya mahsustu ve bence çok yaratıcı idi. 
Sonrasında Fazıl Say’ın bu sefer İsviçre’de dünya ile buluşturduğu “Su” konçertosunu dinledik. Sırf bu konçerto için, su sesi etkisi yaratan enstrümanlar bile tasarlanmış. Özetle, konser boyunca hem birçok kez hayranlık duydum, hem yepyeni şeyler öğrendim, hem de bambaşka duygusal yoğunluklar yaşadım. Sevgili Fazıl Say, konser bittikten sonra dinleyicilerini kıramadı ve Eric Satie’nin Gnossienne No.1 eserini kusursuzca çaldı ve ben artık o noktada gözyaşlarımı tutamadım. (Bir nevi kişisel kreşendomu yaşadım, zaten bu aralar kalbe hoş gelen cümlelere, eserlere, insanlara vs dayanamayıp ağlıyorum) 
Böyle bir yeteneğin, bizim ülkemizde birçok siyasi polemik yaşadığı için kimi zaman ayrıştırılmasını / başkalaştırılmasını düşündüm. Belki yüzyıllar sonra hatırlanacak olan senfonilerini ilk kez ülkemde değil de, başka topraklarda hayata geçirmesine hayıflandım ve daha birçok şey. Bence, bambaşka bir gerçeklik mümkün. Yeter ki, pişman olmak için çok geç kalmayalım. ~e
Erik Satie - Gnossienne No.1
İstanbul’a Yeniden Aşık Olmak
Yine İstanbul'dan havalanan bir uçaktayım. Büyülü beyaz bulutların üzerinden, normalin aksine boş ve stressiz bir yolculuktan, yer ve göğün, zaman ve alanın birbirine karıştığı bir yerden bildiriyorum. 
İstanbul'a yine aşık oldum. 
Üniversite için yurtdışına gidip gelmeye başladığımda 18 yaşındaydım. O zamanlar bu uçuşlar beni melankoli, hüzün ve kimlik bölünmesi stresi ile dolduruyordu. İki farklı kıtaya, iki farklı kültüre, iki farklı dile, kalbe, sevdaya bölünme hali. 
Özellikle son bir senedir ise ya yaşla ya da farkındalıkla gelen bir ferahlık içindeyim. Tamam artık kabullendim. Ne oralıyım, ne buralı. Nereye gitsem biraz yabancı. Nereye gitsem biraz tanıdık. Hem eksiğim hem tam, hem fakirim hem zengin, hem yorgunum hem dinlenmiş. Kalbimi, bedenimi, benliğimi genişletebildiğimde (ki bu nefes aldığım her an mümkün) aslında hem hiç bir yere ait olmayan hem de her yere ait olan diğer insanlardan hiç farkım yok. 
Hayata hangi açıdan bakarsak bakalım, bir geldik gidiyoruz hali. 
Tutunmaya gerek yok. 
Yine de, bu ferahlığın içinde bile, İstanbul'a her geliş fazlasıyla stresli benim için. Özlediğim çok insan, yapılacak çok şey, kısıtlı zaman ve enerji. “Remote” olup her yere benimle gelen işlerim. Bu gelişimde ise bu stresi azaltan ve şehre yeniden aşık olmamı sağlayan farklı bir durum vardı: şeker mi şeker 26 yaşındaki misafirim. 😍Bir hafta boyunca beraber yatıp kalkıp, beraber durup çalışıp, beraber gezip yorulunca İstanbul'a biraz onun gözünden bakma fırsatım oldu. 
Bu şehre aşık olmamak mümkün mü bilemedim. 
Bebek, Karaköy, Galata, Beyoğlu, Kadıköy, Moda, Beşiktaş, Sultanahmet, Nişantaşı. Topkapı Müzesi, Dolmabahçe Sarayı, İstanbul Modern Müzesi, Pera Müzesi. Birçok dile, dine, kültüre uzanan entelektüelliği ve tarihi. Fazıl Say yıl sonu konseri. El İşi göz nuru kumaşlar, porselenler, bakırlar, camlar, kilimler. Yüzü gülen, niyeti iyi, ruhu güçlü yurdum insanı. Avukat, mimar, öğretmen, ekonomist, sanatçı olan kafası açık aile ve arkadaşlarım. Zeytinyağlı yaprak sarmaları, levrekli iç pilavlar, vapura giderken bitiveren dürümler, baklavalar, masalara yayılan o zengin kahvaltı sofrası. Son kuşak şaraplar, kahveler, kokteyller. Metrosu, vapuru, taksisi, otobüsü, dolmuşu derken kendini oradan oraya atabiliyor olma hali. Bir de mavisiyle her şeye eşlik eden eşsiz assolist: Boğaz. 
Gelir seviyemin, Euro harcadığımın, her gün işe gitmek için karşıya geçmediğimin, o ataerkil baskıcı kültürümüze her gün başkaldırmadığımın, 3,5 sene önce buradan giderken tüm bunlara biraz ara vermek istediğimin ve şimdi bu satırları bu arayı verdikten sonra yazdığımın farkındayım. 
Ama benim için bütün haftanın en güzel anı dün akşam Kadıköy-Beşiktaş vapurunda güneşin batıp, su ve gökyüzünün lacivert ve turuncu olduğu, martıların ayaklarını suya değdirip yeniden havalandığı an ise, biliyorum ki, İstanbul'un renkleri bedava ve hepimize ait. 
Türkiye yorgun. Sizin de kalbiniz azıcık yorgun ise, belki yılın şu son günlerinde İstanbul'un renklerine yeniden aşık olma cesaretini gösterirsiniz. İyi seneler! 🥰 ~z
Bir Aralık günü İstanbul
Bir Aralık günü İstanbul
Sizin yeni yıl hedefleriniz veya niyetleriniz neler?
Fazıl Say'ı canlı ya da kayıttan dinlediniz mi? Neler hissettiniz?
Şu son günlerde İstanbul'la aranız nasıl?
Umarız düşüncelerinizi bize iletir, bu bülteni arkadaşlarınızla paylaşırsınız.🤗
Çok sevgiler,
Ece, Nazlı, Zeynep

Podcast: 3kadin1dunya
Instagram: 3kadin1dunya
Twitter: 3kadin1dunya
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi