Profile bak

Haftalık Muhabbetler - Şalvarlı Picasso, Kalıcı Güzel Deneyimler ve Sosyal Medya Bağımlılığı

Revue
 
Herkese merhaba, Umarız tüm okuyucularımızın ve sevdiklerinin sağlığı yerindedir. Bu hafta, bize ilha
 

3 Kadın 1 Dünya

12 Nisan · Konu #26 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık yaratmak istediğimiz konuları ve ruh doyuran önerilerimizi her Pazar dünyanın 3 köşesinden paylaşıyoruz. 📍İstanbul, Londra, Paris. www.3kadin1dunya.com

Herkese merhaba,
Umarız tüm okuyucularımızın ve sevdiklerinin sağlığı yerindedir.
Bu hafta, bize ilham veren sıradışı bir sanatçıyı ve güzel deneyimlerimizi daha kalıcı yapmanın yollarını sizlerle paylaştık. Bir de bugünlerde eve kapanmanın sonucu olarak fazlaca zaman geçirdiğimiz sosyal medyanın bağımlılık yaratan yanlarını ele aldık. Bunun üzerine sohbetimizi podcast'imizin yeni bölümünde dinleyebilirsiniz: S2B4: Instagram'ı Ben mi Açtım, Parmağım mı?
Son olarak da yakın zamanda keşfettiğimiz güzel birkaç şarkıyı bültenin sonunda sizlerle paylaştık.
Herkese keyifli okumalar ve dinlemeler 😃

İlham Veren Profiller
Şalvarlı Picasso
Milliyetçi bir insan asla değilim, bilakis kızdığım, deliye döndüğüm onlarca tatsız örnek var. (Sözde eğitimliler olarak sorunun ve çözümün neresindeyiz, o ayrı bir yazının konusu tabii) Tüm bunlara rağmen ülkemin toprağının da, insanının da bambaşka bir tadı olduğunu düşünenlerdenim. Ayfer Bozkurt da bu bambaşka tada güzel bir örnek belki de. Kendisinin “şalvarlı Picasso” olarak tanınıp tez konusu olması aslında 2014 yılına uzanıyor, benim kendisiyle tanışmam ise bu seneki TEDx İstanbul etkinliğine denk geliyor. (Geç olsun, güç olmasın ama değil mi 😎
Onun hikayesini dinleyince, işin hamurunda tutku, hayal gücü ve enerji olunca her şeyin öyle ya da böyle mümkün kılınabileceğini düşünüyor insan. Kendisi Ankara’nın ufak bir köyünde doğmuş. Kız çocuğu sonuçta. “Okuyup da muallim mi olacaksın” denilerek ilkokuldan sonra okutulmamış. Oysa onun içine sığdıramadığı, kendisini ancak böyle ifade edebildiği bir resim merakı varmış. Köyünde gördüğü çiçekleri, başakları, kuzuları tablo gibi resmetmeye başlamış daha küçücük çocukken… Çevresindekilerin burun kıvırdığını söylemeye gerek yoktur herhalde? Fırçası bile yokmuş da, saçını kesip fırça yapıyormuş. Üstüne üstlük, gördükleriyle yetinmeyip hayalleriyle zenginleştiriyormuş resimlerini. Kim bilir, belki de ona yıldızlara bakmayı öğreten babaannesi sayesinde, sürrealist bir bakış açısı kazanmıştır.
O, bugün sergiler açan, öğrencilere resim kursu veren, açık öğretimde üniversite okuyan bir sanatçı. Başka bir ülkede olsaydık ne değişirdi acaba? Ayfer Hanım’ın değeri daha mı çok bilinirdi? Daha mı çok imkanı olurdu? Ya da, belki de gökyüzüne bakmadan geçirdiği bir çocukluğu olurdu ve bu resimlerin hiçbiri ortaya çıkmazdı… (Paralel evren senaryoları kafamı karıştırıyor hep😊
Hikayesini kendisinden dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. ~e
Hacmi Olan Her Şeyin Bir Ruhu Vardır | Ayfer Bozkurt | TEDxIstanbul
Daha İyi Bir Dünya İçin
Güzel Deneyimleri Derinleştirmenin 7 Yolu
Korona devam ederken evlerimizde stres, anksiyete, sıkıntı ve yorgunluk içinde oturuyoruz. Peki uyanık olduğumuz tüm o saatler boyunca hissettiğimiz tek şey bu olumsuz deneyimler mi? Kahkaha attığımız, çok sevdiğimiz birinin yüzünü gördüğümüz, çay demleyip keyif yaptığımız anlar da var elbette. Genel atmosfer ne kadar zor olursa olsun, bir dolu minik pozitif an da yaşıyoruz. 
Bilim insanları insan beyninin evrilirken bir olumsuzluk yanlılığı oluşturduğunu düşünüyor. Başımıza gelen olumsuz olaylara zihnimiz, ayakkabılarımızdaki cırt cırtların birbirine yapışması gibi yapışıyor. Bir köpek sizi bir kere ısırırsa, hayatınızın geri kalanını bu tekrarlanır mı diye etrafınızı tarayarak geçiriyorsunuz. Zihniniz bu ihtimale gereğinden fazla odaklanıyor, sisteminiz gereğinden daha fazla reaksiyon veriyor ve hassaslaşıyorsunuz. Evrimsel olarak bunun sebebi sizi korumak, fakat başımıza minik dozda birçok olumsuz olayın geldiği modern hayatlarımızda bu sistem biraz “fazla” çalışıyor. 
Deneyimlediğimiz olumlu anlar ise (sevgi, şefkat, şükran, nezaket, sakinlik, neşe gibi) yapışmayan teflon tavalar gibi yapışmıyor. Az önce attığınız o kahkahayı çabucak unutuyorsunuz, içtiğiniz keyif çayının ilk yudumundan sonrası kayıp. Beyinlerimizdeki bu evrimsel yanlılığı dengelemek için, yumuşak bir çabayla hem daha çok olumlu deneyim yaşamamız hem de yaşadığımız olumlu anları daha kalıcı yapmamız gerekiyor. 
Amerikan psikolog Dr. Rick Hanson, yaşadığımız olumlu deneyimlerimizi derinleştirmenin, öğrenme bilimiyle desteklenen 7 yolu olduğunu söylüyor:
  1. Olumlu deneyimin süresini arttırın. Sevdiğinizin yüzüne uzun uzun bakın. Çayın sadece ilk yudumunu değil, tüm bardağını tadın. Camdan süzülen güneş ışınlarının cildinize temasını, mum ışığının duvardaki yansımalarını uzun uzun izleyin. 
  2. Olumlu deneyimin yoğunluğunu arttırın. O sevginin, o tadın, o ışığın etkilerinin derinleşmesine izin verin. Bu olumlu deneyimin bütün benliğinizi kapladığını, derinleştiğini, yoğunlaştığını hayal edin.
  3. Olumlu deneyimi zenginleştirin. O sevgiyi hissederken bedeninizde neler olup bitiyor? Sevgiyi vücudunuzun neresinde, ne şekilde, hangi renkte, hangi dokuda hissediyorsunuz? Elinizle o duygunun en yoğun olduğu yere dokunun. Kendinize “Umarım bunu daha çok hissederim” gibi bir dilek fısıldayın.
  4. Olumlu deneyime yeni gözlerle bakın. Beynimiz yeni olan şeyleri daha kolay öğreniyor. Sevdiğinizin yüzünde yeni bir detay fark edin. Çayın aromasını, sanki daha önce hiç çay içmemişsiniz gibi, yeniden keşfedin.
  5. Bu deneyimin sizin için önemini fark edin. Sevgi dolu, keyif dolu, nazik bir insan olmak sizin için neden önemli? Bu yaşadığınız anın sizin için anlamı ne?
  6. Niyet edip, teslim olun. Bu olumlu anın sizde kalıcı bir özelliğe dönüşmesini dileyin, buna tüm içtenliğinizle niyet edin. Sonra da buna izin verin, bu deneyime tamamen açıldığınızı, teslim olduğunuzu hissedin.
  7. Keyfi takip edin. Bize, toplulumuza iyi gelen sevgi, şefkat, şükran, nezaket, sakinlik, neşe gibi özellikler, beynimizdeki ödül ve zevk merkezlerini harekete geçiriyor. Evrimsel olarak bize iyi gelen bu davranışlardan zevk almaya meyilliyiz. Verici, nazik bir insan olmak çok keyifli değil mi? Bu zevki peşini bırakmadan takip edin.
Minik olumlu anları derinleştirdiğiniz keyifli bir pazar olsun! ~z
Hardwiring happiness: Dr. Rick Hanson at TEDxMarin 2013
Kafamda Deli Sorular
Zamanın Su Gibi Aktığı Yer: Sosyal Medya
Bu aralar İnstagram’da takip ettiğim birkaç influencer’ın yeni yeni TikTok kervanına katıldığını görüyorum. Bilmeyenler için TikTok 2012’de kurulmuş menşei Çin olan bir sosyal medya platformu. 2017’de Çin dışındaki ülkelere açılmasıyla birlikte kısa zamanda popüleritesini, özellikle gençler arasında arttırmış olan ve bugün yaklaşık 800 milyon aktif kullanıcısı olan bir platform. Peki içinde ne var? Anladığım kadarıyla genellikle videolar, birbirine “challenge” yollayanlar, dans edenler… Anladığım kadarıyla diyorum çünkü her ne kadar merakımı cezbetse de TikTok’a bulaşmama kararı aldım (şimdilik). Bunun birinci ve yüzeysel nedeni “bizden geçti artık” demem. Ama asıl nedeni başka bir sosyal medya kanalına daha bağımlı olmayı kaldıramayacak olmam. Zira İnstagram ile olan ilişkim yeterince zamanımı tüketiyor gibi hissediyorum. Bu noktada da sorunun sadece bende olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta sosyal medya şirketlerinin çoğunda benim dikkatimi maksimum süre uygulama içerisinde tutmak için çalışan yüzlerce insan var. Ne mi yapıyorlar? Kullandığımız uygulamaların ve platformların olabildiğince “sürtünmesiz bir deneyim” sağlaması için çalışıyorlar. 
Bunun en güzel örneklerinden biri sayfa geçişleri. Bir sonraki sayfaya geçmek için bir tuşa basmak kullanıcı deneyiminde bir sürtünme noktası, çünkü o butona basmak için kullanıcının bilinçli bir aksiyon alması gerek. Halbuki sonsuza kadar uzanan sayfa dizaynı ile bunu ortadan kaldırıp kullanıcının daha bilinçsiz bir şekilde aşağı kaydırarak daha çok içerik görmesini ve zaman algısını yitirmesini sağlayabilirsiniz. Aynı şekilde İnstagram’daki hikayeleri (story) izlemeye başladığınızda aslında bir sonraki hikayeye geçmek için hiçbir şey yapmanıza gerek yok, otomatik olarak kendi geçiyor. Böylece bir bakmışsınız saatlerinizi insanların paylaştığı hikayelere kitlenerek geçirmişsiniz. İşte bu sürtünmesiz dizaynın bir başarısı (!). ~n
Bu konudaki sohbetimizi burdan dinleyebilirsiniz: S2B4: Instagram'ı Ben mi Açtım, Parmağım mı?
Şarkı Keşfi Eğlencesi 🎧
Yeni şarkılar ve müzisyenler keşfetmek size de enerji veriyor mu? 😍 Kendisi eski olsa da bizim yeniden keşfettiğimiz ve bugün dünyanın 3 köşesindeki evlerimizde son ses dinlediğimiz şarkılar şöyle:
  • Perişan - Z kuşağının çok sevdiği Gazapizm ve herkesin çok sevdiği Gaye Su Akyol
  • Toop Toop - Fransız elektronik müzik ikilisi Cassius (2006 senesinde ne yapıyordunuz?)
  • Kazılı Kuyum - Yüzyüzeyken Konuşuruz'un son albümünden- Sizi seveni üzmeyin, düzene uymayın!
Sizin de bu ara yeni keşfettiğiniz şarkılar veya müzisyenler var mı? Varsa mutlaka bizimle paylaşın, haftaya bu köşede yer verelim.😊
Bu haftalık bizden bu kadar. Eğer bu haftaki bülteni okumaktan keyif aldıysanız bu linki kopyalayıp bizi arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz: https://www.getrevue.co/profile/3kadin1dunya
Lütfen yorumlarınızı, eleştirilerinizi ve önerilerinizi bize yazın. Sizlerden gelenleri okumak bizi çok mutlu ediyor. ❤️
Bültene ya da podcastlerimize konuk olmak isterseniz, kapımızın açık olduğunu hatırlatırız!
Çok sevgiler, sağlıklı ve mutlu pazarlar,
Ece, Nazlı, Zeynep

🎤Podcast'imizin bir önceki bölümü: S2 B3: Netflix mi Uyku mu?
Podcast: 3kadin1dunya
Instagram: 3kadin1dunya
Twitter: 3kadin1dunya

Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi