Profile bak

Haftalık Muhabbetler - Nisan'a Ne Oldu ve Risk Toplumuna Merhaba

Revue
 
Herkese merhaba, Umarız sizin ve sevdiklerinizin sağlığı yerindedir. Biz bu hafta karantina günlerind
 

3 Kadın 1 Dünya

17 Mayıs · Konu #31 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık yaratmak istediğimiz konuları ve ruh doyuran önerilerimizi her Pazar dünyanın 3 köşesinden paylaşıyoruz. 📍İstanbul, Londra, Paris. www.3kadin1dunya.com

Herkese merhaba,
Umarız sizin ve sevdiklerinizin sağlığı yerindedir. Biz bu hafta karantina günlerinde zamanın hızı ve giderek alışmamız gereken risk toplumu kavramına dair düşüncelere daldık.
Zeynep'in geçtiğimiz hafta okuduğunuz Özlemesi Garip Şeyler Listesi yazısına dair üçümüzün de söyleyeceği şeyler vardı. Dolayısıyla bu hafta podcastimizde, Korona günlerinde özlediğimiz ve hiç özlemediğimiz şeylere değindik.
Bu arada websitemize bakma fırsatınız oldu mu? Kendisi daha 1 haftalık, taptaze, göz atıp yorumlarınızı bizimle paylaşırsanız mutlu olacağımızı biliyorsunuz. www.3kadin1dunya.com 😂🎉
Herkese iyi okumalar ve dinlemeler! ❤️

Kafamda Deli Sorular
Nisan’a Ne Oldu?
Takvime erişimim olmasa ve biri bana sence kaç gündür karantina hayatı yaşıyorsun diye sorsa herhalde cevabım yaklaşık bir ay olurdu. Gerçek ise bugün 2. ayı bitiriyoruz! 2 ay nereye gitti, Nisan’a ne oldu, zaman nasıl böyle hızlı akıp geçti hiçbir fikrim yok derken bu hafta tam da bu hissiyatımı doğrulayan bir yazı okudum. Yazı kısaca karantinanın zaman algımızı altüst ettiğini ve çoğu insan için haftaların çok hızlı geçtiğini yazıyor.
En azından bir tek ben böyle hissetmiyorum deyip önce bir rahatladım. Yazının devamı ise 20 sene hapis yattıktan sonra The Guardian’da köşe yazarlığı yapan Erwin James’in bu durum hakkındaki görüşünü anlatıyor. Her ne kadar evimizin rahatında geçirdiğimiz karantina ile hapishane dört duvarı arasındaki hayat arasında dağlar kadar fark olsa da, Erwin hapis yatan her insanın bu zaman çelişkisini deneyimlediğini söylüyor: Günler bir ömür sürerken gözünü kapatıp açıyorsun ve bir ay geçmiş! 
Sonra da bu zaman algısı konusunu biraz araştırdım (işim gereği çokça psikoloji araştırması okuduğum için benim için olağan bir aktivite bu 😊). Çoğu araştırma insanların subjektif zaman algılarının objektif zaman ile örtüşmediğini söylüyor. Geriye dönük zaman hissiyatımızın temelinde ise beyinde kodlanan etkinlik sayısı ve etkinlikler arasındaki benzerlik yatıyor. Bu teoriye göre etrafınızda olan olaylar ne kadar çok farklılık gösteriyorsa geriye dönük olarak o zaman dilimini o kadar daha uzun hatırlıyorsunuz. Ama eğer her gün birbirine benziyorsa, örneğin hep aynı fiziksel alanda bulunuyor ve aynı şeyleri yapıyorsanız, beyin birbirine benzeyen bu süreleri bir araya toplayarak kodluyor. Bu da sizin o zaman dilimini daha kısa hatırlamanıza neden oluyor (Birbirine benzer bilgileri bir araya toplayarak kodlamak aslında beynin daha etkili çalışmasına neden oluyor, çünkü böylece yeni bilgiye yer açıyor). Kısacası benzer etkinlikler, olaylar birlikte kodlanıyor ve bu geriye dönük hissettiğiniz zamanı kısaltıyor. Farklı etkinlikler ve olaylar ise farklı kodlanıyor ve bu da hissedilen zamanı uzatıyor. Mesela birbirinden çok farklı aktiviteler yaptığınız bir günün sonunda “Ne kadar uzun bir gün oldu!” diye hissedersiniz. Ya da tatil için farklı bir yere gidip orada bir iki gün geçirdikten sonra sanki bir haftadır evden uzaktaymışsınız gibi hissedersiniz. Aynı şekilde karantinada da aynı mekan içerisinde birbirinin aynısı geçen günler, geçmişe yönelik hissettiğiniz zamanı kısaltıyor ve “İki ay nasıl geçti hiç anlamadım!” düşüncelerine yol açıyor. Çözüm? Her gün aynı şeyi yapmayın! (dedi her gün aynı köşede oturup oturup aynı şeyi yapan yazar…) ~n 
Karantinada Her Gün Farklı Şeyler Yaparak Zamanı Yakalayabiliriz Belki?
Karantinada Her Gün Farklı Şeyler Yaparak Zamanı Yakalayabiliriz Belki?
Risk Toplumuna Merhaba
Tarım toplumu, feodal düzen, sanayi devrimi vs diye evrimleşen sosyal yapımızın geldiği son noktayı “modern toplum” ya da “endüstriyel toplum” olarak nitelendirir vaziyetteydim. Oysa ki, geçtiğimiz haftalarda yaptığım bir okumada tam da “risk toplumu”nun içinde olduğumuza aydım! Risk toplumu dediğimiz, bir nevi modern toplumun ikinci, güncel sürümü.
Risk toplumu kavramı, 1980’lerin sonlarında Alman sosyolog Ulrich Beck tarafından ortaya atılıyor. Zamanlama manidar, çünkü Çernobil faciası da tam bu dönemlere denk geliyor. Risk toplumunu; modernleşme adını verdiğimiz mega düzen tarafından yaratılan tehlike ve güvensizlik ortamı olarak özetleyebiliriz. Eski imparatorluklarda alışık olduğumuz “düşman” kavramının yerini, risk ve tehditlere bırakması gibi düşünebilirsiniz. Büyük bir felaket düşüncesinin kendisinden ziyade, bizlerde bıraktığı risk duygusunun hakimiyeti söz konusu. Kitlesel medya araçları ile pompalanan histeri ve korku duyguları da bu risk halinin en büyük yardımcıları. Beck, risk toplumunu 3 temel özellikle özetlemiş, bakınca Korona virüs dönemimizle benzerlikler bulacağınızdan eminim.
  1. Yerel olmama (delocalization): Korkulan risk asla bir coğrafyayla ya da bir kişiyle sınırlandırılamaz. Tek bir ülke ya da kişi sorumlu olamayacağından, herkes birbiriyle aynı gemide. Bu ideal bir düşüncede dayanışma yaratabileceği gibi, “organize sorumsuzluk” da yaratabilir. Ki bence, bu bananeci bakış açısını, bugün salgına rağmen maske takmayarak sokağa çıkan kişilerde ya da kriz anında bencilce karar veren ülke liderlerinde görebiliyoruz.
  2. Hesaplanamaz sonuçlar (incalculability): Resmi çizilen risklerin sonuçları çoğunlukla öngörülemez, farazidir. İnsanlar, sonucun ne olacağını, yarının ne gibi sıkıntılar doğurabileceğini bilmeden o riskle baş başa bırakılır. Bu psikolojik durum da, kaos ve histeriyi doğal olarak tetikler.
  3. Geri-döndürülememe (non-compensatability): Modernleşmenin getirdiği çoğu hasar, geri döndürülemeyecek boyuttadır. Küresel ısınma, terörist saldırılar, biyolojik silahlar bir kez yaşanmaya görsün, artık geri dönmek için çok geç.
Tüm bu endişe ve tehdit hali, herkesi kırmızı alarm noktasına taşımaya yetiyor. Makro düzeyde ülkeler kendi yetkinliklerine sarılırken, birey bazında bizler kendimizi ekmek yaparken buluyoruz. Yaşadığımız bu salgının yarın ne getireceğini bilememekle birlikte, şu an içinde olduğumuz düzene “işte modern düzenin artçısı risk toplumu” diyebildiğim için, sanırım sürece biraz daha sakin yaklaşabiliyorum. Ama “Bir sonraki global risk ne olacak?” diye düşünmeden de duramıyorum. ~e
Ulrich Beck: Risk Toplumu ile Yaşama ve Başa Çıkma üzerine
Bu haftalık bizden bu kadar.
Sizin bugünlerde zamanla ilişkiniz nasıl? Hızlı mı dersiniz? Yoksa geçmek bilmiyor mu? Risk toplumu kavramını daha önce duymuş muydunuz? Podcastimizi dinlediğinizde, siz de özlediğiniz ve hiç özlemediğiniz şeyleri andınız mı?
Lütfen yorumlarınızı, eleştirilerinizi ve önerilerinizi bize yazın. Sizlerden gelenleri okumak bizi çok mutlu ediyor. ❤️

Ve eğer bu haftaki bülteni okumaktan keyif aldıysanız bu linki kopyalayıp bizi arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz, böylelikle beraber büyürüz: https://www.getrevue.co/profile/3kadin1dunya

Bültene ya da podcastlerimize konuk olmak isterseniz, kapımızın açık olduğunu hatırlatırız!
Çok sevgiler, sağlıklı ve mutlu pazarlar,
Ece, Nazlı, Zeynep

Podcast: 3kadin1dunya
Instagram: 3kadin1dunya
Twitter: 3kadin1dunya
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi