Profile bak

Haftalık Muhabbetler - Görüntülü Arama, "Kadın" Liderler ve Ufak Pencerelerimiz

Revue
 
Herkese merhaba, Baharı kucakladığımız bugünlerde, umarız sizin ve sevdiklerinizin sağlığı, huzuru y
 

3 Kadın 1 Dünya

26 Nisan · Konu #28 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık yaratmak istediğimiz konuları ve ruh doyuran önerilerimizi her Pazar dünyanın 3 köşesinden paylaşıyoruz. 📍İstanbul, Londra, Paris. www.3kadin1dunya.com

Herkese merhaba,
Baharı kucakladığımız bugünlerde, umarız sizin ve sevdiklerinizin sağlığı, huzuru yerindedir.
Haftalar birbirini kovalarken, korona bizim yazılarımızın da içine sızıyor haliyle. Korona bir durum. Oysa bize hissettirdikleri ve düşündürdükleri korona ile sınırlandıramayacağımız kadar değişik temalar barındırıyor. Bu haftaki yazılarımızda umarız siz de farklı bakış açıları edinirsiniz.
Keyifli okumalar😃

Kafamda Deli Sorular
Görüntülü Arama
Son 1-2 haftadır aklımı kurcalayan bir soru var: Neden görüntülü arama ile yapılan toplantılardan sonra yorgun hissediyorum?
Aslında normal bir toplantıdan pek bir farkı olmaması gerek. Kulaklığımı takıyorum, videomu açıp diğer insanlara bağlanıyorum. Ama sonrasında, normal bir toplantı sonrasına oranla daha fazla yorgun hissettiğimi fark ettim. Bu hafta okuduğum bir yazı da bana bu konuda yalnız olmadığımı gösterdi. Yazı bu bahsettiğim yorgunluğa, son zamanlarda en sık kullanılan görüntülü arama uygulaması Zoom’a atfen, “Zoom yorgunluğu” (İngilizcede “Zoom fatigue”) adını vermiş ve altında yatan olası nedenlerden bahsetmiş. 
Bana en ilginç gelen, ve aynı zamanda en muhtemel olduğunu düşündüğüm neden insanların görüntülü konuşma sırasında kendilerini ekranın bir köşesinde görmeleri. (Diğer nedenleri merak edenlere ve bu yorgunluğu yaşamış olanlara yazının tamamını okumalarını tavsiye ederim.) 
Kendi görüntümüzü gördüğümüzde beynimizin bir bölümü ister istemez ona odaklanıyor. Aslında bu bilindik bir durum. İnsanların kendi görüntüleriyle olan (takıntılı) ilişkileri çok eskilere dayanıyor. Narsisizm kelimesini borçlu olduğumuz sudan yansıyan kendi görüntüsüne bakarak hayatını geçiren Yunan mitolojisi kahramanı Narkissos bunun bir örneği. Aynı şekilde ayna olan her ortamlarda insanların istemsiz bir şekilde kendilerine aynada bakma ihtiyaçları da (bakınız asansörler). Normal zamanda ama sosyal ortamlarda kendimizi gözlemleme fırsatımız çok olmuyor. Ama birçok görüntülü arama uygulaması sayesinde artık sosyal bir iletişim sırasında da nasıl göründüğümüzü, nasıl davrandığımızı, konuşurken yüzümüzde oluşan ifadeleri, kısacası genel hal ve tavrımızı rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Bu gözlem, ve beraberinde getirdiği olası öz eleştiri, görüntülü arama sırasında daha fazla zihinsel efor harcamamıza neden olup sonrasında yorgunluk yaratabiliyor.
Kendini sürekli görmenin neden olabileceği öz eleştiriden bahsetmişken aklıma gelen yeni bir soru da şu: Günlük hayatımızda sıradan bir obje olan aynanın icadı ile psikolojik bozukluklar artmış olabilir mi? Ya da ayna icat edilmeden önce insanların kendileri ile olan ilişkileri nasıl farklıydı? Merak bedava 😊~n
"Video konferanslarda nasıl daha iyi görünülür" ipuçları başlamış bile
"Video konferanslarda nasıl daha iyi görünülür" ipuçları başlamış bile
Daha İyi Bir Dünya İçin
“Kadın Liderlik”
Kadın veya erkek liderlerden bahsetmenin aslında zararlı olduğunu, bu bahsi ederken insan olarak hepimizin içinde olan özelliklerin farklı şekillerde dağılımından bahsettiğimizi düşünsem de, geçenlerde gördüğüm bu analiz ilgilimi çekti, paylaşmak istiyorum: COVID-19’a en etkili cevap veren liderler kadın liderlermiş. Sayıları az olduğu için bir satıra sığacak şekilde yazabiliyorum. 😄Almanya, Finlandiya, İzlanda, Tayvan, Yeni Zelanda, Norveç ve Danimarka. 
Forbes bu analizinde bu kadın liderlerin farklı yaptığı şeyleri 4 kategoride özetlemiş:
1) Gerçeği söylemek. Ülkemiz dahil birçok ülkenin geçtiği isyan ve yalan aşamalarından geçmeyen Angela Merkel, Almanların yüzde 70’inin bu virüsten etkileneceğini ve hemen şimdiden itibaren ciddiye alınması gerektiğini daha ilk günlerden söylemiş.
2) Kararlı olmak. Yeni Zelanda’da sadece 4 ve Tayvan’da sadece 6 ölümlü vaka olmasının sebebi olarak Jacinda Ardern ve Tsai Ing-wen’in gözlerini kırpmadan aldıkları ve süreç devam ederken arkasında durdukları kararlar gösteriliyor. Üstelik bu iki lider çok farklı metotlar takip ediyor: Tsai Ing-wen karantinaya gerek kalmaması için 124 farklı uygulamayı yürürlüğe sokuyor, Ardern ise karantiya erken başlıyor ve kaldırmaya da niyetli değil.
3) Teknolojiyi doğru kullanmak. İzlanda başbakanı Katrín Jakobsdóttir isteyen herkese ücretsiz COVID-19 testi sağlayan tek lider. Finlandiya başbakanı Sanna Marin ise yeni nesle yönelik bir liderlik uygulaması olarak sosyal medya influencer’larını doğrulanmış bilgilerin paylaşımı için kullanıyor. 
4) Sevgi dolu olmak. Norveç başbakanı Erna Solberg, Danimarka başbakanı Mette Frederiksen, ve Yeni Zelanda başbakanı Jacinda Ardern, yetişkinleri kapı dışarı ederek çocuklara verdikleri sevgi dolu konuşmalarla gündemde. Bu liderler korkuyu ve stresi normalize eden ve sevgiyle kucaklayan bir tonla konuşarak hepimizin gönlüne su serpiyor. 

Bütün bunları kabul edilmeyen istifalarla, gecenin köründe verilen demeçlerle, başkasını gösteren parmaklarla karşılaştırınca, “erkek lider” - “kadın lider” ayrımı yapmamak zor tabii… Ama biz yine de hatırlatalım: Gerçeği söylemek, kararlı olmak, bilimi, teknolojiyi doğru kullanmak ve sevgi dolmak, çok şükür ki kadın-erkek hepimize bahşedilen, bizleri güzel kılan, yüce özellikler. ~z
Ruh Doyuranlar
Ufak Bir Pencere: Maudie
Modern yaşamın hepimize zorla kabul ettirmeye çalıştığı “daha fazla, hep biraz daha fazla” öğretilerinin aksine, birçoğumuz bugünlerde elimizdekilerle yetinmenin, şükretmenin önemini biraz daha hatırlıyoruz. Özellikle sosyal kıyaslama etmenleriyle körüklenen hırslarımız, algılarımız; ilişkilerimizi, zihnimizi ve yüreklerimizi biz farkında olmadan yaralıyor ne yazık ki. Tüm bunları bir kez daha fark etmemi sağlayan 2016 yapımı Maudie” filmini de bu sebeple öneriyorum sanırım. (Netflix Türkiye'de mevcut) Kanadalı folk sanatçısı Maud Lewis’in gerçek yaşam hikayesini anlatan bu biyografik filmi izlerken yeniden hatırladığım birkaç nokta vardı, bunları sizlerle de paylaşmak isterim:
1) Annemin hep söylediği gibi “İnsanı huy sevdirir.” Maud, belki de sevmeyi bilmeyen eşini, sakinlikle, iyi davranışla, itaat ve isyanı dengeli kullanarak, daha başka bir erkeğe dönüştürüyor. (Başka bir erkek dediğimde, lütfen romantize olmuş şablonları düşünmeyin. Sevmeyi bilemeyen ya da her gün kendi kalbine beton dökmüş gibi davranan bir insanın attığı bir adımın, ne kadar anlamlı olabileceğini unutmayın.)
2) Herkes kendi evinin önünü çiçek gibi yapsa, dünya ne renkli, ne tatlı olur. Maud, o mini minnacık kulübelerini öyle güzel kılıyor ki, bir an odamı boyayasım gelmedi değil. Hazır hepimiz evdeyiz, bir bakmak lazım hangi köşeyi nasıl güzelleştiririz diye.
3) Maud’un yaptığı tatlı kartpostalların ünü Amerika Başkanı Nixon’a kadar ulaştı. Bu noktada, Maud’a inanan Sandra’nın etkisi paha biçilemez. Size inanan aileniz, şirketinizdeki sponsorunuz, “yaparsın” diyen partneriniz, sizi gaza getiren dostlarınız, içinizdeki minik çocuk… Her ne şekilde olursa olsun, size inanan birilerinin olması çok kıymetli. Çevrenize bir bakın, size kimler inanıyor, kimler sizin yanınızda? Onlara da içten içe ya da açık açık teşekkür edin.
4) Aile çok önemli ama kan bağına inanmıyorum. Sevmek, sevilmek iyi ahlakla ilişkili. Kardeşiniz bile olsa, eğer size değer vermiyorsa, sizin iyiliğinizi gözetmiyorsa, ne anlamı kaldı ki kan bağının?
5) Maud ömrü boyunca eklem iltihabı hastalığı (romatoid artrit) ile yaşayan ve buna rağmen vazgeçmeyen, bu durumunu dramatize etmeyen biri. Her şeyin başı sağlık diyoruz, ama hepimiz her an sağlıksal problemlerle yüzleşebiliriz. Umarım yaşamayız tabii ki, ama yılmamak ve durumla barışmak çok değerli.
6) Son olarak, Maud’un da dediği gibi bir pencere yeter aslında hepimize. Her gün başka bir güzellikle karşılaşabileceğimiz, mevsimlerin geçişlerini, çiçeklerin açısını görebileceğimiz, en önemlisi hayaller kurabileceğimiz bir pencere belki yeter de artar, özellikle de bugünlerde. ~e
“I love a window. A bird whizzing by, a bumblebee, it’s always different. The whole of life already framed right there.” - Maud Lewis
İşte bir pencere önü karesi: Sally Hawkins, Maud rolünde süper bir oyunculuk sergiliyor
İşte bir pencere önü karesi: Sally Hawkins, Maud rolünde süper bir oyunculuk sergiliyor
Bu haftalık bizden bu kadar.
Siz de görüntülü konuşmalar sırasında ya da sonrasında yoruluyor musunuz? Konuşurken, çaktırmadan kendinize bakıp duruyor musunuz? Ekranlardaki ya da çevrenizdeki kadın liderleri gözlemlediğinizde dikkatinizi çeken farklılıklar neler? Maudie'yi izlemeye ne dersiniz? İzleyince düşüncelerinizi bize yazın😉

Eğer bu haftaki bülteni okumaktan keyif aldıysanız bu linki kopyalayıp bizi arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz: https://www.getrevue.co/profile/3kadin1dunya
Lütfen yorumlarınızı, eleştirilerinizi ve önerilerinizi bize yazın. Sizlerden gelenleri okumak bizi çok mutlu ediyor. ❤️
Bültene ya da podcastlerimize konuk olmak isterseniz, kapımızın açık olduğunu hatırlatırız!
Çok sevgiler, sağlıklı ve mutlu pazarlar,
Ece, Nazlı, Zeynep

🎤Bir önceki podcast bölümümüz: S2B4: Instagram'ı Ben mi Açtım, Parmağım mı?
Podcast: 3kadin1dunya
Instagram: 3kadin1dunya
Twitter: 3kadin1dunya
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi