Profile bak

3 Kadın 1 Dünya - Konu #10

Revue
 
Yeni bültenimizle ve taptaze podcast'imizle bu hafta da sizlerleyiz! 🙋 Bir de artık instagram'dayız.🥳
 

3 Kadın 1 Dünya

15 Aralık · Konu #10 · Tarayıcıda görüntüle
Biz, taa lise yıllarından 3 arkadaş, Ece, Nazlı ve Zeynep, merak ettiklerimizi, bize ilham verenleri, farkındalık ve değişim yaratmak istediğimiz konuları ve tabii bir de ruhumuzu doyuran kültür, sanat ve edebiyat önerilerimizi her hafta Pazar öğleden sonra sizinle paylaşıyoruz. Televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesi, dünyanın ise 3 köşesinden. 📍İstanbul, Londra, Paris.

Yeni bültenimizle ve taptaze podcast'imizle bu hafta da sizlerleyiz! 🙋
Bir de artık instagram‘dayız.🥳 Oradan da bizi takip edip düşüncelerinizi bize yazabilirsiniz.
Şimdiden iyi okumalar & dinlemeler

Daha İyi Bir Dünya İçin
Tek Bir Alan Seçmek Zorunda Değilsin
Çocukluğumdan beri duyduğum söz: “Bir şeyi seç ve en iyisi ol.” Ve ben çocukluğumdan beri bir şeyi seçemiyorum. Yaş 31 ve bu 31 senede dansçı oldum, mühendis oldum, teknoloji sektöründe ürün müdürü oldum, girişimci oldum, meditasyon öğretmeni oldum, yazar oldum, daha ömrüm varsa neler olacağım kim bilir. 😄 Ve sık sık “yaa bende yanlış bir şey var galiba..” diye düşünüyorum. “Baksana ne kadar alana dağılmış haldeyim… Odağım yok. Bir şey seçmem lazımdı, seçemedim, hay allah ne olacak şimdi?”
Neyse ki son 2 yılda bu konuyu daha aktif sorgulamaya başladıktan sonra benim durumumu destekleyen ve normalleştiren örnekler buldum. Örneğin sevdiğim bir hayat koçu Marie Forleo kendisine “multi-passionate entrepreneur” (çok tutkulu girişimci) diyor. Yakın arkadaşlarımdan biri hem girişimci hem de kitapları yayımlanan bir şair. Ve yakın bir zamanda moda tasarımcısı / profesyonel dansçı / pilates öğretmeni / pilates stüdyosu yöneticisi / girişimci / sosyolojide doktora yapan bir kadınla tanıştım. Okumaya doyamadığı üniversitelerden kurduğu işlere, hayatını öyle bir akıcılıkla ve heyecanla anlattı ki, “yaa normal bir şey galiba böyle olmak?” dedim. 😄
Sanırım artık şuna inanıyorum: İçerisinde bulunduğumuz kurumlar bizim uzmanlaşmamızdan para kazanıyor. Bize bir korku yüklüyorlar: uzmanlaşmazsan olmaz. Ve biz çocukluktan yetişkinliğe geçerken merak ve keşif güdümüzü köreltip bu korku etrafında şekilleniyoruz. Ama ben bu korkuyu dinlemek, benliğimin bazı kısımlarını bastırmak zorunda değilim. Birçok birbiriyle ilgisiz gibi görünen konuya ilgi duyup, farklı alanlardan farklı şekillerde para kazanabilir, farklı alanlarda farklı kimliklerle yer alabilirim. Hiçbir şeyin “en iyisi” olmak, hiçbir alanda mükemmel olmak zorunda değilim. Böyle genişlemek beni daha mutlu ediyor, bana enerji veriyor - kim ne derse desin.
Ve üstelik çoğu zaman bu farklı ilgi alanlarım beni yaptığım işte daha iyi yapıyor. Ya farklı açıları bir araya getirebildiğim için, ya da birçok şeyi yaparken hissettiğim doyum beni daha huzurlu ve mutlu bir insan yaptığı için.
Howard Thurman'ın dediği gibi: “Dünyanın neye ihtiyacı var diye düşünme. Seni ne yaşamla doldurur diye düşün ve git onu yap. Dünyanın yaşam dolu insanlara ihtiyacı var.” 🌱
~ z
İçerik Bahane, Deneyim Şahane
Yurt dışında bir müzeye gittiğimde artık müzenin içeriği kadar dizaynı da ilgimi çeker oldu. Dizayndan kastettiğim müzedeki materyallerin nasıl sergilendiği, hikayeyi anlatmak için ne gibi görsel araçların kullanıldığı, ve ziyaretçilerine nasıl bir keşif yolculuğu yarattığı. Bu konuda beni düşünmeye sevk eden şey ise geçen hafta Londra’da gittiğimi Churchill War Rooms (Churchill’in Savaş Odaları) oldu. İkinci Dünya Savaşı dönemindeki İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve kabinesinin savaşı yönettiği sığınakta yer alan müzede genel olarak savaş dönemi ve Churchill’in hayatı anlatılıyor. Beni en çok etkileyen tarafı ise hikayeyi anlatmak için kullandıkları araçların çeşitliliği oldu. Interaktif ekranlardan optik sensörlü hoparlörlere kadar her şey sizin dikkatinizi ve ilginiz en uzun süre tutmak için tasarlanmış gibi.🤔
Dikkat süremizin giderek kısaldığı bu instagram çağında artık sunulan içerikten daha çok müzelerin ziyaretçiye yaşattığı deneyim önemli olmaya başladı. Hatta içerik olmasa bile olur artık. Bunun heralde en güzel örneği Amerika’daki Dondurma Müzesi. Dondurma Müzesi dondurma tarihini mi anlatıyor? Hayır. Dondurmanın nasıl yapıldığını mı anlatıyor? Hayır. Değişik dondurmalar mı tattırıyor? Hayır. Kısacası içerik yok, ama görsellik inanılmaz. Herhalde çok yoğun ilgi görmüş olacak ki Los Angeles, Miami ve San Francisco’dan sonra geçtiğimiz hafta da New York’ta Dondurma Müzesi açılmış. 
Bize gelecek olursak, dünyada trend bu yönde ilerlerken biz yine yerimizde sayıyoruz gibi hissediyorum. Dünyanın gıpta edeceği cinsten bir tarihi hazinenin üzerinde otururken onu nasıl pazarlayacağımızı hala keşfedememiş gibiyiz. Bazı müzelerde hala en basit Türkçe/İngilizce açıklamalar veya broşür bile yok. Bu konuda beni son yıllarda en çok hayal kırıklığına uğratan yer Şirince’deki bütün tarihi yapılar oldu. Örneğin, doğru dürüst açıklaması olmayan Aziz Dimitrios Kilise’si hakkında bilgi almak için ya çevredeki esnafa sormanız ya da internetten aratmanız gerekiyor. Tek tük tarihi yapıya veya esere sahip ülkeler onlara gözü gibi bakıp el üstünden tutarken biz herhalde bol bulunca anlatmaya bile değer görmüyoruz.🤦🏻‍♀️
(Yazıyı pozitif bir tonda bitirmek gerekirse de son yıllarda gördüğüm ve hayran kaldığım bir müze Gaziantep’deki Zeugma Mozaik Müzesi. Yapımında emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum.❤️)
~ n

Ruh Doyuranlar
Son Zamanlardaki İçten Arkadaşım Nilay Örnek
Çok uzak değil, Nilay Örnek’i “Nasıl Olunur?” podcast serisi sayesinde yaklaşık 2 ay önce hayatıma ekledim. Podcastler bir hayli sarınca, yakın bir arkadaşımın tavsiyesiyle yazarın “Bütün İyiler Biraz Küskündür” kitabını da edindim. 2017’de piyasaya çıkan kitap, Nilay Örnek’in çeşitli köşe yazılarından derleme. Dayanamamış yeni yazılar da eklemiş gerçi içine. Cümleleri, hisleri, fikirleri bana o kadar doğal ve tatlı geldi ki, kitap hiç bitmesin istedim. (Bu nedenle geçtiğimiz Ekim ayında “Her Umut Ortak Arar” isimli yepyeni bir kitap çıkarmış olmasına mutluyum)
Kitabı okurken birçok yeni insan öğrendim, hoşuma giden birçok tabirin altını çizdim, kendime yeni sanat rotaları bile çıkardım. Sizin için kısacık bir seçki hazırladım, daha birçoğu kitapta saklı😊
Sevdiğim tabirler:
·   “… olan bitenden kaçarken sığındığım bazı insan-limanlar” : Bir bakın etrafınıza, ne güzel canlılar değil mi bu insan-limanlar?
·   “bambu insanlar” : giderek önemi artan dirayet (resilience) kavramı çerçevesinde eğilen ama kırılmayan, zorluklar azaldığında eski haline dönebilen insanlar
·   “iyiyi merkez dışına iten, vasatların birbirini, dolayısıyla sıradanlığı kolladığı vasatlık kardeşliği” ve buna ek olarak “güçoburlar
Daha da çok araştırmak istediklerim:
·   Babasının “atla ve öl” demesine inat, piyanoya devam eden ve şu an dünyanın en ünlü piyanistlerinden olan Lang Lang
·   İhtiyaç kültürünü, arzu kültürüne dönüştüren Edward Bernays
·   Ölümsüzlüğü bulacağından emin olan dahi Ray Kurzweil
·   Sosyolog, iletişim bilimcisi Ünsal Oskay’ın “Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım” kitabı
·   Tasarımcı, yazar George Lois’in “Olağan (üstü) Tavsiyeler: Yetenekli Kişiler İçin” kitabı
Gitmeyi arzuladıklarım:
·   Bayburt’taki Baksı Müzesi – “herkesin gitmek istediği bir yere herkesi çağırma projesidir Baksı. Yolun bittiği yerde hayallerin bitmediği projedir bu…”
~ e
Siz alternatif bir yaşamda şu anki mesleğinizi yapmasaydınız ne olurdunuz? Hangi ilgi alanlarınızın üzerine daha çok zaman harcamak isterdiniz?
Türkiye'deki müzeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Turistik olarak ziyaret ettiğiniz ve sizi en çok şaşırtan veya hayal kırıklığına uğratan yer neresi? Bayburt'taki Baksı Müzesi’ne gittiniz mi?
Düşüncelerinizi duymak çok isteriz! Yorumlarınızı bize iletmeyi ve bu bülteni arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.🤗
Çok sevgiler,
Ece, Nazlı, Zeynep
Twitter: @3kadin1dunya
Bu konuyu sevdin mi?
Güncellemeleri artık almak istemiyorsanız abonelikten çıkabilirsiniz buradan.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buradan.
Revue kullanılarak iletildi